Yapım Tarihi - 2021
Süre - 00:12:31
Format - Kurmaca, Renkli, Türkçe, Arapça
Yönetmen - Gözde Sezer
Senaryo - Gözde Sezer
Yardımcı Yönetmen - Zelal Koyuncu
Görüntü Yönetmeni - Burhan Dinç
Yapımcı - Mültecilerle Dayanışma Derneği
Müzik - Onur Erdurak
Kurgu ve Renk Düzenlemesi - Onur Erdurak
Işık - Burhan Dinç
Sanat Yönetmeni - Eda Gülçin Çoban
Makyaj - Özlem Gümüş
Çevirmen - Shiraz Baker
Oyuncular - Ruken Hanifi, Kawa Mustafa, Özlem Gümüş, Ayan Dahoud, İbrahim Hanifi,
Muhammed Hanifi, Enver Yazgan, Türkan Şimşek, Eda Gülçin Çoban, Burhan Dinç,
Mehmet Kasar, Ranim Mehmed, Muhammed Mustafa, Mehmet Kadir Ölker, Ahmed Elbedevi,
Yuzasif Hasan, Givara Hasan, Eylem Özkul, Nisanur Özkul, Can Kılıç, Şeyhmus Gültekin
Suriye’deki savaştan kaçarak yurtlarını terk etmek zorunda kalan Yasmin ve
Halid’in Türkiye’de yaşadıkları statü ve kimlik kaybını konu alır. Suriye’de
öğretmenlik yapan Halid Türkiye’de ayakkabı boyacılığı, Yasmin ise bebek
bakıcılığı yapmaktadır. Yasmin bir süre Türkiye’de tek başına yaşadıktan sonra
eşi Halid’in Suriye’den gelişi için girişimlerde bulunur. Halid Türkiye’ye
ulaştığında umduğu gibi bir hayat onu beklemiyordur. Halid ve Yasmin Türkiye’de
geçici koruma kimliği alabilmek için çabalarlar. Suriye’de sahip oldukları
kimlikleri ve meslekleri olmadan yaşamaya çalışırken bir taraftan geçmişte
yaşadıkları travmalar su yüzüne çıkar.
Kaynak
multeci.org.tr
Ülkemizde ve dünyada yaşananlara kayıtsız kalmak mümkün değil
"Vatandaş olarak kabul görmemizi sağlayan kimlik, buna sahip olamayan mülteciler
için insan haklarına ulaşabilmesinde maalesef en büyük engel."
Gözde Sezer ilk kısa filmi “Kimlik”te göç ve mülteci temasını işliyor. Son
dönemde artan ırkçı söylemlere sinemanın diliyle karşılık veriyor Sezer.
“Ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmak benim için mümkün
değil” diyerek… Sezer’le kısa filmi ve mülteciler üzerine konuştuk.
Bize kısaca filmin hikayesinden bahseder misiniz?
Filmim Suriye’deki savaştan kaçarak yurtlarını terk etmek zorunda kalan Yasmin
ve Halid’in Türkiye’de yaşadıkları statü ve kimlik kaybını konu alıyor.
Suriye’de öğretmenlik yapan Halid Türkiye’de ayakkabı boyacılığı, Yasmin ise
bebek bakıcılığı yapar. Yasmin bir süre Türkiye’de tek başına yaşadıktan sonra
eşi Halid’in Suriye’den gelişi için girişimlerde bulunur. Halid Türkiye’ye
ulaştığında umduğu gibi bir hayat onu beklemiyordur. Halid ve Yasmin Türkiye’de
geçici koruma kimliği alabilmek için çabalarlar. Suriye’de sahip oldukları
kimlikleri ve meslekleri olmadan yaşamaya çalışırken bir taraftan geçmişte
yaşadıkları travmalar su yüzüne çıkar.
İlk kısa filminizi neden “mülteci ve göç” temalı yaptınız?
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesinde film tasarımı okuyorum. Ülkemizde ve dünyada
yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmak benim için mümkün değil. Türkiye’deki göç
dalgası ve mültecilerin durumu 2011’de Suriyelilerin savaştan kaçarak kitleler
halinde Türkiye’ye gelmesiyle daha da büyük önem kazandı. Özellikle Suriyeli
mülteciler üzerinden yapılan yalan haberler ve oluşturulan algı politikası ırkçı
söylemlere sebep olmakta ve ötekileştirme gittikçe artmakta. Bu algının
kırılması için kimileri sokaklarda mücadelesini sürdürüyor, bense film yapmanın,
müzik veya resim gibi sanatın farklı dallarında üretimler gerçekleştirmenin de
etkin bir yol olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple İzmir’de bulunan Mülteci-Der’in
film yapım projesini gördüğümde hiç düşünmeden başvuru yaptım ve kabul edildim.
18 aylık bir eğitim sürecinden sonra kısa filmlerimizin senaryosunu bitirerek
çekimlerimizi tamamladık.
Filmin ismi “Kimlik”… Mülteci ve kimlik ilişkisini sinemacı gözüyle nasıl
yorumlarsınız?
Maalesef ki sınırların olduğu bir dünyada kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi
bir diğerine kanıtlayabilmek için gerekli olan bu evrak dünya üzerinde temel
haklara sahip olabilmemiz için vazgeçilmez. Toplumsal bir varlık olarak ise
insanın kendi gözünde ve başkalarının gözünde ne olduğudur. Dünyada yer
alabilmek, kabul görmek, iş sahibi olmak, barınabilmek, güvenliğimizi
sağlayabilmek için gereklidir. Vatandaş olarak kabul görmemizi sağlayan kimlik,
buna sahip olamayan mülteciler için insan haklarına ulaşabilmesinde maalesef en
büyük engel. Mültecilerin psikolojik olarak en çok etkilendikleri şeylerden biri
aidiyet duygusu. Kimliğin aidiyet duygusunun gelişmesi için bir araç olması,
yokluğunda yarattığı boşluğu hiçbir şeyin dolduramayacağı gerçeği zaten
savaşlardan kaçan veya iltica eden mülteciler için daha yakıcı bir boyutta.
Gittiği ülkede iş bulamama, dışlanma gibi problemlerle karşı karşıya kalan
mülteciler yaşadıkları ülkede her şeyini bırakıp gelirler, görünmeyen statü
kaybı ve aidiyet duygusu buna dahil.
Kısa filmde dönüşen yaşamlar ve travmalar işleniyor… Filmin senaryosu da size
ait. Hikayeyi kendi gözlemlerinizden yola çıkarak mı yazdınız?
Elbette, Suriyeli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerden biri olan
Hatay’da doğdum ve uzun süre orda yaşadım, ailem hâlâ Hatay’da yaşıyor. Gerek
derslerde, toplantılarda, birebir görüşmelerimizde, evlerine konuk olduğumda
gördüğüm, hissettiğim şeyler çok travmatikti. Kimliklerine sahip olamamaları
dışında mülteci statüsünde bile sayılmıyorlar. Çoğunlukla iş buldukça çalışıp,
sigortasız ve çok düşük ücretle geçiniyor ve mecburen birkaç aile bir arada
yaşıyorlar. İş bulamayanlar ise ayakkabı boyacılığı, kağıt toplayıcılığı gibi
işler yapıyor. Suriye’de öğretmen, hemşire olup, Türkiye’ye geldiğinde gerekli
evraklarla bunu kanıtlayamadığı için günübirlik işler yapanlar var. Yasmin ve
Halid iki kişi yaşadıkları ve iş bulabildikleri için şanslı bile sayılabilirler.
Bu insanlar savaştan can havliyle, yanlarına 3 parça eşyayı -o da alabilirse-
alıp yollara dökülüyor. Yerleştiği ülkede sırf karnesi olmadığı için 10
yaşındaki bir çocuk ilkokulda 1. sınıftan başlatılıyor ve kendi akranları
olmadan okumaya mecbur kalıyor. Bu da zorbalık gibi çeşitli travmalara
uğramasına sebep oluyor. Bizim için resmi bir evrak sıradan bir şey olarak
algılanabilir ancak haberlerde duyduğumuz karnesi ceketinin cebinde dikili halde
boğularak ölen mülteci çocuk gerçeğin ta kendisi.
Burada bir parantez açmak istiyorum. Türkiye sinemasındaki mülteci temsiliyetini
nasıl buluyorsunuz?
Türkiye sinema tarihi çok geç dönemde ayakları üzerine bastığı ve her dönemde
sansürle karşılaştığı için sinemada birçok konu gibi mülteci temsiliyeti
konusunda da sıkıntılı bir geçmişi var. Dünya sinemasında olduğu gibi Türkiye’de
de siyasi konjonktür nasılsa sinema da o konjonktüre göre şekillenmiş. Geçmiş
tarihe baktığımızda mülteci temsili yok denecek kadar az, çoğunluğunu da
’80’lerde çekilen Almanya’ya çalışmaya giden işçilerin temsil edildiği komedi
filmleri. Son dönemde Türkiye’ye mülteci akını gerçekleşmesiyle beraber
sinemadaki temsilleri de arttı. Pek çok kısa film yapıldı ve çok başarılı
filmlerimiz var. Bir kısmı festivallerden ödül alıyor. Temsiliyetlerine
baktığımızda ajitasyona ve tekrara girmeden sinemaya yeni bir şeyler katan
filmler. Onur Saylak’ın Daha filmi mültecilerin hayatlarını ‘belirleyen’
dinamiklerin eleştirildiği bir film. Mültecileri kaçıranların iktidarın sembolü
olarak mültecileri nasıl nesne haline getirdiklerini ve sistemin bunun
güçlenmesi için desteklediğini anlatır.
Film çekmek pahalı bir iş… İlk kısa filminizi çekerken ne gibi zorluklar
yaşadınız? Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?
Türkiye’de film çekmek daha da zor bir iş, bir yerden destek alamıyorsa çoğu
bağımsız yönetmen kredi çekerek filmlerine yatırım yapabiliyor. Mülteci-Der’in
film yapım projesi kapsamında olduğu için Umay Film’in desteğiyle ekipmanlarımız
hazırdı, ışığımızı Kare Film’den aldık. Ekibimizi projede bulunan
arkadaşlarımızla tamamladık. Oyuncularımızın hepsinin ilk film deneyimi.
Tanıdıklarımız aracılığıyla mekanları ayarladık. Mültecilerin kendi aralarındaki
dayanışmalarını gördüm, filmi çekmem için ortaya koydukları özveri benim için
çok önemli. Özellikle sınıf içindeki sahneyi çekmem için bir sürü çocuk ve
anneleri işi gücü bırakıp geldiler. Ben de bu arada bir taraftan çalışıp diğer
taraftan okumak zorundaydım. Ekipteki arkadaşlarım ve Mülteci-Der çalışanlarının
destekleri olmasa bu filmi çekemezdim.
Yeni kısa film projeleri var mı? Varsa neler?
Düşündüğüm, çekmek istediğim birçok proje var elbette. Mesela bir tanesi Trans
cinayetleri ile alakalı ama geliştirilmesi gerekiyor. Bu projeyi önümüzdeki sene
mezuniyet aşamasında hayata geçirmeyi düşünüyorum. Şimdiden nasıl bir kaynak
bulabileceğimi düşünüyorum.