Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı
BEKSAV Sinema Atölyesi


“Toplum İçin Sanat İnsanlık İçin Özgürlük için Politika” şiarıyla yola çıkan BEKSAV, sinemanın kitlelere ulaşmak için önemli bir araç olduğunu bilincini taşıyor. Kitlelere ulaşmak -kolektif bir şekilde- halkla birlikte sanat yapma, yaratma perspektifini taşıyor. Ezenlerden yana değil ezilenlerden yana, işçilerden yana emekçilerden yana halktan yana sanat yapmayı amaçlıyor.
BEKSAV Sinema Atölyesi, 2000 yılının Haziran ayında “YETMİŞİNCİ GÜN” adlı ilk kısa metrajlı filmle kuruluşunu ilan etti. Sinema atölyesi çalışmalarını sinemanın üç farklı alanında sürdürmektedir. Bunlar: film gösterimi, film üretimi ve sinema eğitimidir.

SİNEMA EĞİTİMİ
BEKSAV Sinema Atölyesi eğitim çalışmalarını yaklaşık 4 yıldır sürdürüyor. Alternatif bir eğitim merkezi olan BEKSAV, aynı zamanda deneyimli eğitmenler ve sinemacılar tarafından çalışmalar sürdürülüyor. Uygulamalı çalışma ve teorik çalışmayı aynı anda yürütülen ve yaklaşık her yıl 4 ay süren Atölye çalışmasında Film Yönetimi, Senaryo, Kurgu, Film Analizi, Görüntü Yönetmenliği gibi dersler veriliyor. Uğur Kutay, Gültekin Tetik, Hüseyin Kuzu, Sedat Yılmaz, İsmet Arasan gibi sinema alanında uzman eğitmenler tarafından çalışmalar yürütülüyor. Eğitim merkezin aynı zamanda üretim merkezi olma amacı taşıyan BEKSAV Sinema Atölyesi, eğitim çalışmasına çok farklı kesimlerden işçi, öğrenci, memurların katılımıyla birçok konuda kısa film çekimleri yapıldı. Çeşitli festivallerde eğitmen olarak katıldı. Çeşitli festivallere eğitmen olarak katılmıştır.

FİLM GÖSTERİMİ
Türkiye’de gösterime girmemiş ya da girememiş sinema sanatının seçkin ürünlerini kendi altyapısıyla Türkçe altyazı yapıp izleyicilerin beğenisine sunan Sinema Atölyesi, yaptığı işi “BEKSAV’da sürekli festival” şeklinde tanımlamıştır. Her ay sinemanın bir ustasını filmlerinin toplu gösterimini yaptığı gibi zaman zaman da konu belirleyerek film gösterimlerini gerçekleştiren sinema atölyesi, ticari sinemanın dışında alternatif bir film merkezi olma bilincini taşır.
Alternatif filmler göstermeyi amaç edinmiştir. Filistin’de yaşananları, intifada gerçeğini konu eden Filistin belgeselleri Türkiye’de ilk kez BEKSAV tarafından gösterilmiştir. Bunlar Geçemeyeceksiniz, Sözcükleri Aramak, Dönüş, İntifada Gençlik, gibi belgesellerin dublajları ve montajı BEKSAV Sinema Atölyesi tarafında yapılmıştır. Yoksulluk, işçi, savaş, kadın konulu filmlerin yanı sıra Yılmaz Güney Toplu filmleri, İran filmleri Toplu gösterimi, Federico Fellini Filmleri, Ustalar Toplu Gösterimi,Dogma Filmler, Michael Haneke Filmleri, Paolo ve Vittorio Taviani Filmleri, Lars Von Trier filmleri, Akira Kurosawa Filmleri, Stanley Kubrick Filmleri, Francis Ford Coppola Filmleri, Krzysztof Kieslowski’nin Dekalog filmleri,Oliver Stone Filmleri, Milos Forman Filmleri gösterimleri yapıldı. Bu gösterimleri tanıtmak amacıyla düzenli olarak broşür ve afiş çıkarılmaktadır. BEKSAV Sinema Atölyesi film gösterimleri sadece sinema salonunda değil semtlerde, kahvelerde film gösterimleri gerçekleştirdi. Yaz sezonunda ise Açıkhava film gösterimlerini de yapmıştır. Bazen bir semtin durağına perdesini gererek gösterimi gerçekleştirmiştir. Bazen de Ankara Kalesi’nde olduğu gibi perdeyi iki kişiye tutturarak film gösterimini gerçekleştirmiştir.

FİLM ÜRETİMİ


Yetmişinci Gün - 2000
1996 yılında yapılan ve 69 gün süren ölüm orucu eylemleri bittikten sonra Ölüm orucu ve Süresiz Açlık Grevinin 70.gününde hastaneye kaldırılan, gazilerin öyküsü “Yetmişinci Gün”, 2 Haziran 2000’de Muammer Karaca Tiyatrosu’nda ilk gösterimi gerçekleştiren film iki seansta yapıldı. Bu gösterimde, yetmişinci günü yaşayan geçek kişilerde vardı, ölüm oruçlarını izlerini bedenlerinde taşıyanlar da…
33 dakikalık, 2000’de yapılan filmin oyuncuları BEKSAV Tiyatro oyuncuları, MKM oyuncuların yanı sıra amatörlerde yer alıyor. 37. Antalya Altın Portakal Kısa Film Video Festivali’nde “Özendirme Ödülü” almıştır.
Filmin çıkış tarihinden bu yana çeşitli illerde defalarca gösterilen “Yetmişinci Gün” filmi, F tipi hapishanelerine karşı yapılan ölüm oruçlarının yoğun bir şekilde tartışıldığı bir dönemde, yani 19 Aralık katliamından 5 gün önce, Denetleme Kurulu tarafından incelenmiş Sinema, Video ve Müzik Eserlerinin Denetlenmesi hakkındaki yönetmenliğin 9. maddesi uyarınca yasaklanmıştır. Denetleme Kurulunda ise Kültür Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın temsilcileri, SESAM, MESAM, bir sinema sanatçısı(Aytaç Arman), ve MGK’nın bir temsilcisinden oluşuyor. Denetleme kurulunu oluşturanların arasında ordu temsilcisinin bulunması bir sinema eserini değerlendiren bir kurulun asıl işlevinin ne olduğunun ipuçlarını veriyor.
“Yetmişinci Gün”ün yasaklanmasından kısa bir süre sonra da, İstanbul Film Festivali’nin “İnsan hakları” bölümüne kabul edilmesine rağmen -daha önce Antalya Kısa Film Festivalinde ödül alan film- “ele aldığı konuyu yeterince sanatsal işleyemediği” için festival programından çıkartılmıştır.

Kelepçe - 2002
15 Haziran 2002 tarihinde BEKSAV Sinema Atölyesi ikinci ürününü sergiledi.
“KELEPÇE” adlı belgesel Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde gösterildi. KELEPÇE, 19 Aralık katliamından önce, Burdur hapishanesinde kimsenin dikkatini çekmemişti. Ta ki Veli Saçılık adlı tutuklunun kolu bir köpeğin ağzında Isparta sokaklarında dolaşana kadar. “Kelepçe” adlı belgesel, hapishanelerde yaşananları tanıkların dilinden aktarıyor. Kelepçe adı ise kolu kopan kişiye kelepçe takılamayacağı ironisinden almış, Saçılık’a kelepçe takamayan görevliler, bu kez aynı kelepçeyi hem Veli Saçılık’a hem de bir başkasına takarak bu ironiyi daha da güçlendirmiş. Filmin çekimleri başladığında Burdur katliamını yaşayan ve dışarıda olan tek kişi Veli Saçılık’tı. Ölüm orucundakiler sağlık durumlarından dolayı şartlı tahliyeyle dışarı çıktığında ise çekimler sürmektedir. Burdur Katliamını yaşayanlardan Özgür Kılıç, Kemal Denli ve Fikret Lüle ile çekimler yapıldı. Fikret Lüle ile çekim yapıldığında ölüm orucunun 300.günü çoktan geride bırakmıştı…..
KELEPÇE’nin asıl rolü belleği canlı tutmaktı. Kelepçe yalnızca Burdur Hapishanesi’nde yaşayanları anlatma kaygısı taşımıyor. Olayları zaman süzgecinden geçirerek hem bellekleri tazeliyor, hem de insanlığın belleğine not düşüyor. 53 dakikalık olan “Kelepçe”, 2003 RETİNA Film Festivali En iyi belgesel film ödülü aldı.

Memleketimden İnsan Manzaraları - 2004
Memleketimden İnsan Manzaraları adlı sinevizyon ile Türkiye ve Kürdistan’daki birçok illere kamerasını çevirmiş ve orda yaşayan yoksul halkın sıkıntıları kaydetmiştir. Bazen evlerine gidip bazen de işyerlerinde bazen de sokakta onlarla ropörtajlar yapıldı. Düzen partilerin oy yarışında olduğu bir zamanda işçilerin, öğrencilerin, memurların sesi olmaya çalışmıştır. “Memleketimden İnsan Manzaraları” Türkiye’nin ve Kürdistan’ın birçok evinde birçok kahvelerinde gösterimler gerçekleştirildi.
“Sabahın Bir Sahibi Var” adlı sinevizyon işçilerin yaşadığı sorunları dile getiriyor Kölelik yasasına karşı yürütülen bayrak yürüyüşündeki işçilerin direnişlerin görüntüleri ve işçilerle yapılan röportajlar yer alıyor. Semtlerde ve işçi toplantılarında “Sabahın Bir Sahibi Var” gösterimler gerçekleştirildi.

“Güneşi İçenlerin Türküsü” adlı sinevizyon Emperyalist savaş için mücadele etmiş, güzel günlere olan inançla savaşmış şehitleri konu ediyor. Denizlerden İbolara, Hüseyinlerden Süleymanlara, Che’den Ho Şi Minc’e, Marx’tan Lenin’e bir çok önderlerin fotoğraflar ve görüntüler yer alıyor.

Deja-Vu -
“Deja-Vu” adlı belgesel NATO karşıtı ve savaş karşıtı bir belgeseldir. Emperyalistlerin yağmacı, işgalci, sömürücü yüzünü gözler öne seren belgesel aynı zamanda haklı savaşın da gerekliliğini savunur savaşsız ve sömürüsüz, özgürce insanca bir dünya için savaşmanın da haklılığını da savunur. Deja- Vu Kadıköy Özgürlük Parkında Açıkhava gösteriminde ilk gösterimini gerçekleştirir. Ve daha sonra semt semt dolaşarak bazen bir durağa perde gererek gösterim gerçekleştirilir. Bazen Galatasaray Lisesinin önünde bir duvara beyazperdeyi gererek gösterimini gerçekleştirir. Sanat ve Hayat’ın yanına ek olarak verilir ve böylece binlerce kişiye ulaşması sağlanır.

Ekimin Işığı İnsanlığın Geleceği
1917 Ekim Devrimini konu alan sinevizyon çalışması. Ekim devrimi, proletaryanın şahsında tüm emekçi kitlelere, dünyamızın yüz milyonlarına devasa bir umut ışığı olduğunu, sömürülenlerin sömürenleri yenebileceğini; işçi sınıfının önderliğinde sömürüden, zulümden, toplumsal adaletsizlikten kurtulmanın boş bir hayal olmadığını; tümüyle gerçekleşebilir bir bilimsel devrimci ütopya olduğunu berrak bir şekilde ortaya koyuyor.

Direniştir Tarihimiz
Tersane işçilerin örgütlenmesinde öncülük eden Limter-iş sendikasının 30. yıllık mücadelesini anlatan 19 dakikalık sinevizyon çalışması. Kurucularından Emir Babakuş, bir dönem başkanlığını yapmış Aydın Kılıçdere’nin anlatımlarıyla ve 21 eylül 2006’da polisler tarafından basılan sendika ve baskın sonrasında gözaltına alınan Sendika başkanı Cem Dinç’in tutuklanması ve sonrasın da işçiler tarafından yürütülen serbest bırakılması için yapılan eylemlere de yer veriliyor. Sendika başkanların ve üyelerin defalarca gözaltına alınması saldırıya uğraması ve işçilerin hak alma mücadelesini de işçilerin dilinden aktarılıyor.

Yaşamı Dokuyanlar - 2006
Fabrikalarda, atölyelerde çalışan, yaşamı ilmek ilmek dokuyanların tekstil işçilerin öyküsü… Tekstil işçilerin örgütlenmesi, yaşanılır bir çalışma koşulları, eşit işe eşit ücret, sigortalı işçi çalıştırma gibi hak arama mücadelesi yürüten ve sömürüsüz bir dünya için yola çıkan Tekstil Sendikası’nın kısa tarihini anlatan sinevizyon çalışması

Özgürlük Yürüyüşünde Kadınlar
Dünden bugüne kadar kadınların özgürlük yürüyüşündeki deneyimlerini aktaran sinevizyon 19 dakikadır. Emekçi Kadınların Birliği’nin kuruluşundan bugüne kadar 12 yıllık tarihini ve mücadelesi, kadın sorununda oynadığı rol ve çözüm önerileri farklı dönemlerde ki eylemsellikleri ile aktarılıyor.

Mayısın Çağrısı
Farklı iş kollarından işçilerin görüntüleri ile kronolojik olarak 1 Mayıs eylemlerinin harmanlandığı sinevizyon çalışması 13 dakikadır. Daha güzel yarınlar için, işçileri haklarını aramak için 1 mayısta alanlara çağırır.

Karanlıkta Işık Damlaları
Türkiye de devletin kaybetme politikasını gözler önüne seren bir sinevizyon çalışması olan “Karanlıkta Işık Damlaları” 25 dakikadır. “Karanlıkta Işık Damlaları”, dünyadaki kaybetme politikaları ve bunlara karşı geliştirilen, mücadele biçimlerinden örneklerin Türkiye’deki benzerliklerini anlatır. Türkiye de kayıpları ve faillerini bulmak için yürütülen “Kayıplar Kampanyası” görüntüleri ile yerli ve yabancı pek çok delegenin katıldığı kurultayların da çeşitli yıllarda ki görüntüleri yer alır.

Dina K’ak’i
33 yaşında kansere yenik düşen bir sanatçının, Kazım Koyuncu’nun biyografik öyküsü … Ve yüzbinlerce insanın yaşamına ve sağlığına kast eden bir facianın, Çernobil’in, kısa bellek yoklaması…

Dina K’ak’i Laz müziğini milyonlara sevdiren, denizin çocuklarından dağların çocuklarına ezgili selamlar götüren, halkların kardeşliği için yaşayan, devrimci ölen, müziği ile birlikte uğurlama töreni de toplumsal bir olaya dönüşen Kazım Koyuncu’nun hayatından ve sanatçı kişiliğinden kesitler sunan 45 dakikalık bir belgesel filmdir. Koyuncu’nun yaşamında ölümcül bir yeri bulunan Çernobil cinayeti ise, belgesel filmin ikinci tematik dokusunu oluşturuyor. Film; Çevre İçin Hekimler Derneği Başkanı Ümit Şahin, Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ö. Eylem Tuncaelli, Laz Dili Uzmanı Selma Koçiva, Sunay Akın, Birol Topaloğlu, Yasemin Göksu, Zuhal Yıldırım, Levent Canen’in de aralarında bulunduğu çok sayıda uzman ve sanatçının görüşlerini de içeriyor. Kazım’ın çay topladığı, ağaçtan gitar yaptığı çocukluğu ise ailesinin anlatımlarıyla belgeselde yer alıyor. İlk müzik enstrümanı mandolindi, en çok saçlarını severdi Dina. Ailenin duygulu anlatımlarıyla bir solukta akıyor Dina K’ak’i ve Kazım yine o bildik selamıyla sevenleriyle kucaklaşıyor.

Sivas: Bitmeyen Yangının Şehri
Sivas Madımak Oteli’nde 35 yazar, ozan, sanatçı ve aydının yakılarak katledilmesini anlatıyor. O günü yaşayanların ve ölenlerin yakınlarıyla yapılan röportajlarla onların dilinden aktarılıyor. Belgesel sadece 2 Temmuz 1993’e değil ayrıca katliam sonrası yaşananları ve yıllarca süren Sivas davasına da dikkat çekiyor. Yangının külleri arasında kalan sorulara da yanıt bulmaya çalışıyor. Türkiye’nin tarihine çıkmayacak kara bir leke gibi sürülen 2 Temmuz Sivas katliamını bir kez daha hatırlatıyor. Belgesel 32 dakikalıktır.

Limanların Uğultusu
Ölüm tarlaları olarak anılan Tuzla tersanelerindeki çalışma ve yaşama koşulları, “19. yüzyıl koşullarında çalışan” ve “ 20. yüzyıl koşullarını elde etmek için” çırpınan işçilerin 21. yüzyıldaki günlük yaşamından tüyler ürpertici kesitler yansıtıyor. Tersanelerdeki iş güvenliği ve işçi sağlığından yoksun çalışma koşulları… İş cinayetlerinde yaşamını yitiren emekçilerin çocuklarından, eşlerinden, analarından yükselen feryat… Taşeronlaştırma ve örgütsüzleştirmenin en uç biçimleri… Her gün gelen ölüm haberleri arasında her an ölüm sırasına girmeye hazır durumda bekleyen işsizler ordusu… Ve “ya grev, ya ölüm” diyerek nihayet silkinen, sendikasının öncülüğünde harekete geçen binlerce insanın “artık yeter” diyerek feryadını çığlığa dönüştürmesi… Limanların Uğultusu, örgütsüzlüğün ölüm, grevin hayat olduğu bir havzadan sesler, yüzler, görüntüler yansıtıyor. Film, iş cinayetlerinde katledilmiş işçilerin ailelerinden hala tersanelerde çalışan işçilere, sendikacılardan hukukçulara kadar geniş bir kesimle yapılmış özgün röportajların yanı sıra, işçilerin çalışma anlarında kaydedilmiş ve görüntülenmesi çok zor olan çarpıcı karelerle de dikkat çekiyor.

Çeşitli fragmanlar hazırlayan BEKSAV Sinema Atölyesi, Bunların dışında Hüseyin Karabey’in çektiği “Boran” ve “Sessiz Ölüm” filmlerine katkıda bulunmuş, değişik belgesellerin hayata geçmesinde altyapısı ile destek olmuş, genç sinemacıların projelerini çekebilmek için imkanlar yaratmıştır.



Kaynak
BEKSAV