Düzenleyen
Arjantin Ulusal Film Enstitüsü İNCAA
Buenos Aires Türkiye Büyükelçiliği
Türk Hava Yolları
Asi Film Yapımcılık
Festival Direktörü
Ali Taylan, Serdar Vardar
http://serdar132.wixsite.com/cineturco/cineturco
FESTİVAL 2015
24 - 30 Eylül 2015 tarihinde Cine Gaumont’ta düzenlenen 3. Buenos Aires Türkiye Filmleri çerçevesinde son dönemin öne
çıkan Türkiye yapımları gösterilmiştir. Goethe Enstitüsü ve Almanya Büyükelçiliği’nin de katkılarıyla 2015 yılında
Turkiye - Avrupa Filmleri Seçkisi adı altında Avrupa’da yaşayan Türkiye asıllı yönetmenlerin yapıtlarına yer
verilmiştir.
Öne çıkan filmler arasında; Nuri Bilge Ceylan'ın 2014 Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü'nü alan 'Kış Uykusu',
Kaan Müjdeci'nin 2014 Venedik Uluslararası Film Festivali Jüri Özel Ödülü'nü alan 'Sivas' ve Hüseyin Karabey'in 2014
Uluslararası Mar del Plata Film Festivali En İyi Film Ödülü'nü alan 'Sesime Gel' bulunuyor.
Ayrıca Escuela de Cine Profesional Eliseo Subiela'da moderatörlüğünü festival direktörü Serdar Vardar'ın yaptığı ve özel
davetlilerden Tan Kurttekin, Murat Düzgünoğlu ve Nadir Öperli'nin katıldığı “Türkiye Sineması'nın Tarihi” başlıklı bir
söyleşinin yanı sıra ve Buenos Aires'in çeşitli noktalarında müzik ve dans gösterileri düzenlendi.
SIVAS / KAAN MÜJDECI
VENGAN HACIA MI VOZ - HÜSEYIN KARABEY (WERE DENGÊ MIN)
DOS EN LA FRONTERA -TUNA KAPTAN (NACHT GRENZE MORGEN)
LA CANCIÓN DE MI MADRE - EROL MINTAS (UNTER FREUNDEN)
UMMAH- CÜNEYT KAYA (UNTER FREUNDEN)
EL BARRIO GIAOUR -YUSUF KENAN BEYSÜLEN (GAVUR MAHALLES)
FACK JU GÖHTE-BORA DAGTEKIN
REMAKE, REMIX, RIP-OFF - CEM KAYA
POR QUÉ NO PUEDO SER TARKOVSKY / MURAT DÜZGÜNOĞLU (NEDEN TARKOVSKY OLAMIYORUM)
HASTA QUEDAR SIN ALIENTO / EMINE EMEL BALCI (NEFESIM KESILENE KADAR)
FİLMLER
SİVAS
KAAN MÜJDECİ
11 yaşındaki Aslan'ın yaşadığı küçük köydeki tek gündeliği okula gitmek ve arkadaşlarıyla vakit geçirmekten ibarettir;
en büyük derdiyse aynı sınıfta okuduğu Ayşe'ye olan aşkıdır. Bir gün yaşadıkları yerde bir hayli popüler olan köpek
dövüşlerinden birine denk gelen Aslan, burada dövüşü kaybeden ve yaralanıp yere yığılan Sivas adında terk edilmiş kangal
köpeğiyle karşılaşır. Bu karşılaşma o andan itibaren yaşayacağı hayatı etkileyecek en önemli dönüm noktalarından biri
olur. Kaan Müjdeci'nin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği ilk uzun metrajlı filminin başrolünde Aslan'ı Doğan
Izci canlandırırken, ona köpek Çakır eşlik ediyor. Oyuncu kadrosunda ise Muttalip Müjdeci, Hasan Özdemir, Ezgi Ergin ve
Furkan Uyar gibi ilk oyunculuk deneyimini gerçekleştiren isimlerin yanı sıra Ozan Çelik, Banu Fotocan ve Okan Avcı gibi
profesyonel oyuncular da yer alıyor
2014: Venedik Festivali: Jüri Özel Ödülü
NEFESİM KESİLENE KADAR
EMİNE EMEL BALCI
Serap bir tekstil atölyesinde ortacıdır. Ablası ve eniştesiyle birlikte yaşamak, onun için giderek çekilmez bir hal
almıştır. Serap’ı ayakta tutan tek şey, uzun yol şoförü olan babasıyla yeni bir eve çıkabilme umududur. Sürekli
uzaklarda olan babasının kayıtsızlığı arttıkça köşeye sıkışan Serap, ipleri eline almaya karar verir. “Serap’ın
yalnızlığının özüne inip baktığımda; aralarında onun da olduğu, karanlık ve havasız bir panelvanın arkasına doluşmuş,
sıkışıp kalmış bir grup kadın gözümde canlanıyor. Benim için Serap’ın yaşadığı toplumun görüntüsü budur. Bu film
yoluyla; kutsiyet addedildiği için tartışılamayan aile ve toplumsal cinsiyet kavramlarına ne denli yabancılaştığımıza
dair bir eleştiri getirmek istiyorum.” - Emine Emel Balcı
NEDEN TARKOVSKY OLAMIYORUM
MURAT DÜZGÜNOĞLU
Bahadır bin bir zorluklarla, iki yakası bir türlü bir araya gelmeden film yapmayı düşünen cesur sinemacılardan biri. Bir
tarafta yaptığı işin ağırlığı altında ezilmemek, hayallerindeki filmi yapmak için koştururken; diğer taraftan da ailesi,
yakın çevresi ve sevdikleri tarafından durmaksızın bir şeyler yapması için dürtülüyor. Peki şansları tükenmek üzere olan
bu genç sinemacı ne yapacak? Hayallerine sırt çevirmek pahasına sevdiklerinin kendisini sokmaya çalıştıkları kalıbı
kabul mü edecek yoksa sinemanın kendince pek de büyülü olmayan dünyasında ayakta kalmaya çalışmak için çırpınmayı mı
sürdürecek?
REMAKE, REMİX, RİP-OFF
CEM KAYA
1960-1970lerde Türkiye, dünyanın en büyük film üreticileri arasındaydı. Televizyon ancak 70lerin ortalarında evlere
girmeye başladığından, radyo ve sinema herkesin ulaşabildiği tek kitle iletişim aracıydı. Ülkenin her kentindeki büyük
açık hava sinemalarında her hafta çeşitli filmler oynatılır ve halk ailece pikniğe gider gibi bu sinemalara akın ederdi.
Bu durumda bir avuç senaryo yazarı ve yönetmen, iç piyasanın taleplerini karşılamak ve para kazanmak amacıyla durmadan
aynı hikayeyi anlatıyordu: Yoksul oğlan zengin kız, doğduklarında birbirinden ayrı düşen kardeşler, büyük sehre
çalısmaya gelen taşralı gibi anlatılar tekrarlanıyordu. Öyküleri ve karakterleri Türk izleyicisinin zevkine uydurarak
kullanan filmciler, donanım ve para eksikliğini, kamera önünde ve arkasında yoğun bir emek kullanarak telafi etme yoluna
gidiyorlardı. Nezih Erdoğan'ın yazdığı gibi: "Luke Skywalker bir kez vuruyorsa, Cüneyt Arkın yüz kere vuruyordu."
FACK JU GÖHTE
BORA DAGTEKİN
Banka soyguncusu Zeki Müller hapishaneden yeni çıkmıştır. Serbest bırakılması üzerine, borç ödemek için çaldığı parayı
almaya gider ancak, arkadaşı parayı bir şantiyeye gömmüştür. Zeki cezaevindeyken, inşaat projesi tamamlanmış ve parası
Goethe Gesamtschule'deki yeni spor salonunun altında gömülü kalmıştır. Parayı geri alabilmek için, Zeki kapıcı olarak
işe başvurur. Ancak, bir anlaşmazlık olur ve vekil öğretmen olarak işe alınır.
GAVUR MAHALLESİ
YUSUF KENAN BEYSÜLEN
Gavur Mahallesi, 1953 yılına kadar demirci çıraklığı yapan, yıllar sonra Diyarbakır’ın geçmişte kalan, unutulan sosyal,
kültürel dokusunu Diyarbakırlı Margos Usta olarak kalemiyle tekrar hayatımıza kazandıran Mıgırdiç Margosyan ve
Diyarbakır’a dair bir belgesel. Bu kente büyük bir sevda ile bağlı olan Mıgırdiç Margosyan’in yıllar sonra kente
dönmesini ve kentin kadim tarihini anlattığı bu belgeselde Anadolu topraklarının zengin ve çok-kültürlü tarihine bir kez
daha tanıklık ediyoruz.
UMMAH
CÜNEYT KAYA
(UNTER FREUNDEN)
Neonazilere karşı başarısız bir operasyonda iki dazlağı öldüren genç gizli istihbarat ajanı Daniel, Berlin Türk Arap
topluluğunda saklanmaya saklanma ve yeni arkadaşlar edinmeye başlar. Berlin'li film yapımcısı Cüneyt Kaya, birbirinden
çok farklı görünen iki dünyanın yakınlaşmasını gerçekçi ve esprili bir şekilde bizlere sunmaktadır. 'Hep gerçekçi,
eleştirel ve mizahi bir bakış açısıyla Almanya'daki İslam kültüründe geçen bir hikaye anlatmak istedim. Genelde
müslümanlar ve göçmenler hakkında hikayeler Taliban, başörtüsü, gençler arasında şiddet gibi belli kalıplara indirgenir.
Ancak benim büyüdüğüm dünya tamamen farklı. Sıkı aile bağlarına ve batı toplumunda Türk kökenli bir Müslüman olarak
kimliğinizi korumak istiyorsanız verdiğiniz mücadeleye dayanan bir hayat düzenidir.
ANNEMİN ŞARKISI
EROL MİNTAS
(UNTER FREUNDEN)
Yaşadıkları köyden İstanbul'a göçen bir anne-oğul yerleştikleri Tarlabaşı semtinden kentsel dönüşüm projesiyle çıkmak
durumunda kalırlar. Ali, annesi Nigar'ın durumunun gittikçe kötüleştiğini görür. Bir gün köye geri dönmek üzere eşyaları
toplayan Nigar, bir gün de kendini İstanbul'un sokaklarında gezerken bulur. Öte yandan da Ali'ye komşularının köye
döndüğü konusunda ısrar eder. Ali, annesini mutlu etmek için onu yanından ayırmaz ve sürprizler yapar. Onun rüyalarına
giren şarkının peşine birlikte düşerler. Bu sırada kız arkadaşı Zeynep, Ali'nin çocuğuna hamiledir. Ancak Ali'nin içinde
bulunduğu durum, babalık haberiyle birlikte iyice zorlaşır. Çekimleri İstanbul ve Doğubeyazıt’ta gerçekleştirilen filmin
yönetmenliğini ilk uzun metrajlı filmine imza atan Erol Mintaş üstleniyor. Filmin başrollerinde Feyyaz Duman, Zübeyde
Ronahi ve Nesrin Cavadzade paylaşıyor.
SINIRDAKİLER
TUNA KAPTAN
(NACHT GRENZE MORGEN)
Biri Suriyeli, öteki Filistinli iki genç, Edirne'de yasa dışı yollardan Avrupa’ya mülteci kaçırıyorlar. Bunu engellemek
için ise Yunanistan, Avrupa Birliği desteğiyle hudutlarını kapatmaya çalışıyor. Gece görüş kameraları, tel örgüler,
sahil güvenlik botları.
SESİME GEL
HÜSEYİN KARABEY
(WERE DENGÊ MİN)
Berfe 60 yaşında bir babaannedir, 8 yaşındaki torunu Jiyan ile beraber yaşamaktadır. Bir gün jandarma gelir ve Berfe'nin
oğlu, Jiyan'ın da babası olan Temo'nun tutuklandığı haberini verir. Yaşadıkları köydeki bütün erkeklerin silah
sakladıklarına dair bir iddia vardır. Silahlar teslim edilene dek tutuklananlar da serbest kalamayacaklardır. Fakat ne
Berfe’nin ne Jiyan’nın saklanan herhangi bir silahlardan haberi vardır. İkisi çaresiz biçimde bir silah bularak
karşılığında Temo’yu kurtarmak için yola koyulur... Yakın dönem Türkiye sinemasının yetenekli isimlerinden Hüseyin
Karabey’in yönetmenliğini üstlendiği film, “tebessüm ile gözyaşının” harmanlandığı bir yapım olarak ifade ediliyor.
2014: Mar del Plata Film Festivali: En Iyi Film
3. Buenos Aires Türkiye Filmleri Festivali başladı
Arjantin'de, "Festival de Cine Turco" adıyla bu yıl 3'üncüsü düzenlenen Buenos Aires Türkiye Filmleri Festivali,
Arjantinli sinemaseverleri Türk filmleri ile buluşturuyor.
Ülkenin en önemli sinema salonlarından Cine Gaumont’ta gerçekleştirilen festival kapsamında, 7’si resmi seçki olmak
üzere bu sene programa dahil edilen Türkiye-Avrupa Sineması Penceresi'nden 4 film de dahil 11 uzun metraj film,
sinemaseverlerin beğenisine sunuldu.
Festivalin açılış gecesinde düzenlenen Anadolu’daki kültürel çeşitliliği yansıtan konser, sinema salonunu dolduranlar
tarafından ilgiyle takip edildi.
Ardından Kaan Müjdeci’nin “Sivas” ve Emine Emel Balcı’nın “Nefesim Kesilene Kadar” isimli filmleriyle festivalin ilk
gösterimleri gerçekleştirildi.
Festivalin organizatörü Serdar Vardar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, festivalin açılışında yer verilen konserdeki
mistik havanın Arjantinlileri etkilediğini ve farklı diyarlara götürdüğünü söyledi.
Vardar, “Festival üçüncü senesine çok güzel bir şekilde girdi. Festivalimizi 'Sivas' filmiyle açtık. Öncesinde de
Arjantinli, Türk ve İranlı sanatçılar tarafından kısa bir konser verildi ve bu konsere bir sema gösterisi de eşlik etti.
Arjantinliler özellikle sema gösterisini çok beğendi” dedi.
Festivale katılan sinemaseverler, film gösterimlerinin ardından Türkiye’den gelen oyuncu ve yönetmenlerle soru-cevap
bölümünde yüzyüze iletişim kurma imkanı buldu.
“Neden Tarkovski Olamıyorum” adlı filmin yönetmeni Murat Düzgünoğlu da filminin gösteriminden sonra gerçekleştirilen
soru-cevap bölümünde, seyircilerin Arjantin ve Türkiye arasındaki yaşantı benzerliklerine dikkati çektiklerini aktardı.
Düzgünoğlu, “Genelde filmler yurt dışında gösterildiğinde iyi bir iletişim ve etkileşimden bahsedilir ama özellikle
Arjantin’de, Buenos Aires’te seyircilerin ilgisi, soruları ve özellikle yorumları bana çok ilginç geldi. Yoğun bir
katılım vardı ve çok içten sorulardı. Şaşırttılar beni” diye konuştu.
Arjantinli sinemaseverler, festivale Türkiye'den davet edilen "Nefesim Kesilene Kadar" filminin başrol oyuncusu Esme
Madra ve prodüktörü Nadir Öperli, "Sesime Gel" filminin oyuncusu Abdülkadir İlter ve "Remake Remix Rip-off" belgeselinin
görüntü yönetmeni Tan Kurttekin ile de tanışma fırsatı buldu.
Festivale katılan filmler arasında yarışma düzenleneceği ve yarışma sonunda seyirci ödülü olarak 16 bin dolarlık post
prodüksiyon hizmetinin "Lahaye ve Pomeranec Musica y Sonido" tarafından verileceği de açıklandı.
Böylece, ödülü kazanan filmin yönetmeni ve prodüktörünün, bir sonraki projelerinin görüntü ve ses prodüksiyonunu
Arjantin’de yapabilme imkanına kavuşacağı vurgulandı.
"3. Buenos Aires Türkiye Filmleri Festivali", 30 Eylül’de sona erecek.