Film icadından bile önce el ile
bir tambur üzerine çizilen resimleri belli bir hızla döndürerek kısa zamanlarda görüntüleri
hareketlendirme olayı biliniyordu. Başka bir yöntem ise kartonların üzerine çizilen resimleri
aynı düzlem üzerinde ve belli bir hızda arka arkaya çevirerek elde edilen hareketli makinelerdi.
Bu yöntem günümüzde halen karton film çizen grafikerler tarafından kullanılmaktadır.
Film icat edilip, bir anlık görüntü film düzlemine kaydedilerek elde edilen fotograf görüntüsünden sonra bilim adamları hareketli konuların
görüntülerini kaydetmek üzere yarıştılar. Yapılması gereken en önemli hazırlık filmlerin yaprak halinde değil, bir rulo halinde ve metrelerce
uzunlukta imal edilmesiydi. Uzun film imalatı yapıldıktan sonra bu filmlere görüntü kaydedecek bir mekanizmanın icat edilmesi
gerekiyordu. Fotograf makinesi üreticileri bu konuya çok yatırım yaptılar ve sonunda modern film kameralarının ataları ortaya çıktı. Film bir
objektifin önünden el ile sarılarak geçiriliyordu. Kameraman senkron tutturabilmek için içinden şarkı söylemek zorunda kalırdı. Tabii ki
senkron tutmuyordu. Daha sonra zemberekli makineler icat edildi. Bu kameralarda kameraman önce sanki saat kurar gibi bir yayı kuruyordu,
bu yay boşalırken dişliler yardımıyla filmi hareket ettiriyordu. Kameraman yayı devamlı kurmak zorunda kalıyordu. Fakat bu sistem de
senkronu sağlayamıyordu.
Bu arada yapılan çalışmalarda arka arkaya hareket eden film karelerinde saniyede geçen kare sayısı 25 adet olduğunda insan gözü yanılarak
hareketi devamlı gibi algıladığı hesaplandı. Bu teorinin film kameralarına uygulanması uzun sürmedi ve saniyede 25 kare fotograf pozlayacak şekilde
kamera mekanizmaları üretildi.
Bu kameralar aynı zamanda günümüzde kullanılan modern kameraların teorisini de oluşturdu.