Doğum Tarihi - 15 Şubat 1564, Pisa
Ölüm Tarihi - 8 Ocak 1642, Floransa, İtalya
1611 yılında bir cismin görünebilmesi için uzay aydınlığına gerek olmadığını
kanıtladı. Güneş ışığı altında ısıtılmış bir maden parçasının karanlık
oda içinde hafif bir parlaklık çıkardığını deneyle gösterdi. Işığın atom
denilen çok küçük parçacıklardan oluştuğunu söyledi.
Pisa (İtalya) doğumlu Galile, müzik ve matematik ile uğraşan bir babanın oğlu,
soylu ama yoksul bir ailenin üyesiydi. Kepler ile zamandaştır. Yetişmesi
skolastik (ya da Aristocu) gelenek içindeki eğitim ile olmuştur. Ancak
düşüncelerinde bağımsız, sözünü esirgemeyen kişiliği öne geçmiştir. Tıp eğitimi
sırasında geometri konusunda dinlediği bir konferans ilgisini matematiğe
çekmiştir. Newton’da tamamlanacak olan, Aristo fiziğinden modern fiziğe geçiş
için bilimsel devrimi başlattı. Fizik, matematik ve astronomi konularında çığır
açmış, ilgisi daha çok "hareket" üzerine yoğunlaşmıştır. Bu nedenle, klasik
fiziğin temellerini kurmuş, Güneş merkezli astronomi sisteminin fiziğini
geliştirmiştir.
Aristo’ya göre; hareket her zaman bir kuvvete (hareket ettiriciye) gereksinim
duyar. Cisim, kuvvet kendisini hareket ettirdiği sürece hareket eder.
Galile’nin görüşü; kendi haline bırakılan cisim, herhangi bir kuvvet etkisinde
kalmadığı sürece, durumunu korur (hareket ediyorsa hareketini sürdürür, durgun
ise hareketsizliğini korur), bu "eylemsizlik kuralı"dır.
Galile Aristo fiziğini bu eylemsizlik kuramı ile yıkmıştır. Hareket cisim için
bir noktadan başka bir noktaya geometrik geçiştir, cisimde bir değişiklik
yapmaz. Bu nedenle tek bir cisim birden fazla harekete sahip olabilir. Bu
şekilde cismin izleyeceği yol bu hareketlerin birleşimi ile belirlenir. Atılan
bir merminin, düzgün doğrusal hareket ile serbest düşme hareketinin bileşkesi
olan parabol bir yol izlediğini göstermiştir. Galile’ye göre hareketin hızın
değiştirebilmek için bir kuvvet gerekir (daha sonra Newton mekaniğinde hareketin
birinci yasası oldu; F=m*a).
Onun için gerçek dünya, matematik bağıntıların dünyasıydı. Deney ve matematiksel
düşünmeyi birleştirerek modern sentez yöntemine ulaşmıştır. Cisimlerin serbest
düşme olayını ele aldı, atmosferde serbest bırakılan aynı büyüklükteki iki
cisimden daha yoğun olanı Yer’e daha erken ulaşır (ki bu Aristo’nun da bildiği
gözlediği olaydır). (Ancak ideal durumda (düşmeyi engelleyen atmosfer direncinin
olmadığı tam bir boşlukta), yoğunlukları ne olursa olsun tüm cisimler aynı düşme
yüksekliğini aynı sürede tamamlarlar). Gözlemler düşmenin düşmenin sabit hızla
değil ivmeli olduğunu göstermiştir. Galile yaptığı deneylerle "serbest düşme
yasası"nı ifade etti; serbest düşen bir cismin aldığı yol, düşme süresinin
karesi ile orantılı olarak değişir: s = (1/2) g t2 (g:yerçekimi ivmesi)
Katedralin tavanındaki bronz lambaların hareketini izleyerek /tüm salınımların
aynı sürede devam ettiğini gözleyerek) sarkaç yasasını buldu. Buradan da
salınımın, saatlerde kullanılabileceğini düşündü.
Fizikteki bulguları teorik yönden olduğu kadar uygulama yönünden de etkisini
göstermiştir. Brahe ve zamandaşı Kepler’in tersine daha baştan Kopernik’in Güneş
merkezli teorisini benimsemiş ve bunu doğrulamak için araştırmalar yapmıştır.
1609’da Hollandalı bir gözlükcünün uzak cisimleri büyüten mercek icat ettiğini
duyduğunda (ışığın yansıma ve kırılma bilgilerinden de yararlanarak)
araştırmalara girerek ilk teleskobu üretdi. Bu sayede Batlamyus astronomisini
temelden çökerten buluşlar yapılmaya başladı. Gözlem sonuçlarını Siderius
Nuntius (Yıldızların Habercisi) adlı kitabında yayınlamıştır:
1. Jüpiter gezegeninin etrafında dolanan 4 tane uydu saptadı (Io, Europa, Ganymade ve
Callisto). Geleneksel öğreti; yıldızlar dışında gökcisimlerinin sayısının 7 den
fazla olamayacağını varsayıyordu. Kepler yasaları bu uydular için de geçerliydi,
o halde bunlar minyatür bir Güneş sistemidir. Bu uyduların dolanmaları da
gezegenlerin Güneş etrafındaki hareketlerine (Kopernik sistemi) benziyordu.
2. Teleskobu ile, Venüs’ün Ay gibi evreler gösterdiğini ortaya çıkardı. Bu
gözlemi ile Kopernik’in varsayımını doğrulamaktadır, Batlamyus modelinde ise
Venüs’ün dolun evresinde de görülmesi gerekir. (Bunlar, yüzyıllardır süren
önyargılara ters düştüğü için, şeytanca bir araç olan teleskopla gökyüzünü
incelemeye pek iyi gözle bakılmıyordu).
3. Ay yüzeyinde krater, dağ ve vadilerin bulunduğunu saptamıştır. Dolayısiyle Ay
ile Yer aynı maddeden yapılmıştır (yine Aristo görüşüne ters).
4. Güneş üzerinde bulunan "siyahlıklar"ın, yüzeyindeki lekeler olduğuna inandı.
Uzun ömürlü lekeleri takip ederek Güneş’in » 26 günlük bir dönme dönemi olduğunu
buldu. O zamana kadar bu koyuluklarla ilgili iki görüş vardı:
i) Bunlar Merkür’ün Güneş önünden geçerken oluşan gölgelerdir. Galile; Merkür’ün
Güneş önünden geçişinin 7 saat sürdüğünü hesapladı, ama lekeler daha uzun süreli
gözlenebiliyordu.
ii) Bu koyuluklar, Güneş ile Yer arasında bulunan küçük gök cisimlerine aittir.
Güneş üzerindeki olay böyle olsaydı, farklı gözlem noktalarından bakıldığında
benekler Güneş’te farklı konumlarda olacaktı.
5. Samanyolu’nun bir bulut değil, çok sayıda yıldızdan oluştuğunu gözledi.
6. Satürn’ün etrafında gezegene yapışık iki parça ya da uydu gördü. Bir süre
sonra bunların ortada olmadığını izlediğinde "galiba Satürn çocuklarını yedi"
şeklinde şaşkınlığını belirtti. Teleskopu güçlü olmadığı için Satürn’ün halka
yapısını tam anlayamamıştır. Yer ve Satürn’ün yörünge hareketi sırasında, halka
düzlemi bakış doğrultusuna geldiğinde seçilmesi zor olur.
1616 yılında
kilise Galile’ye Kopernik modelini kabul etmeyi, öğretmeyi ve savunmayı
yasakladı. Ancak O 1632 de "İki Dünya Sistemi Arasında Konuşma" adlı eserini
yayınladı ve bu hareketin kaçınılmaz sonucu geldi çattı. 1630 da Roma’da
engizisyon mahkemesine çıkarıldı.
Galile hakkında, kilisenin verdiği kararın bozulması için (346 yıl önceki
mahkumiyetini kaldırmak için) Papa II. John Paul 1979 yılında bir öneri verdi Bu
olay 12 yıl görüşüldükten sonra 1992’de Galile affedildi. İlginç olan, doğruluğu
artık kimse tarafından inkar edilemeyecek olayın 12 görüşülmesidir.
Kopernik ve Kepler’den sonra gezegen hareketlerinin matematiksel olarak ifade
edilebileceği aşikardı. Galile yer yüzündeki cisim hareketlerinin de
matematiksel bağıntı ile saptanabileceğini gösterdi. Galile, doğayı, Aristo
geleneğinde olduğu gibi, insan imajı ile düşünmedi, ancak sayılara da Pisagorcu
gelenekteki gibi mistik ya da tanrısal özellik vermedi. Anlatmak istediği,
"insanın dışında ve onun isteklerinden bağımsız olan dünya matematiksel
yöntemlerle anlaşılabilir".