Foton

Photon, Kuant

Elektromanyetik radyasyon demetinden sadece bir tanesine foton denir.

Albert Einstein 1905 yılında 25 yaşındayken ilk bilimsel yazısı olan "Fotoelektrik etki" isimli makalesini "Annalen der Physik" dergisinde yayınlattı. Einstein makalesinde ışığın bir makineli tüfekten çıkan kurşunlar gibi kesikli ve darbeli parçacıklar halinde yol aldıklarını ileri sürdü ve bu parçacıklara foton adını verdi.

Fotonların enerjisi ışığın frekansına bağlıydı ve frekans arttıkça fotonun enerjisi yükseliyordu. Bu olayın izahı Planck tarafından bir formülle anlatılmıştı. Einstein'ın teorisini doğruluyordu.

E = h x f




Elektromanyetik Kuvveti

Elektrik kuvveti, elektrik yüklü 2 parçacığın, birbirini ittiği ya da birbirini çektiği kuvvettir. Manyetik kuvvet ise, elektrik yüklü bir parçacığın, manyetik alandan geçerken, üzerine etki eden kuvvettir. Bu 2 kuvvet, birbiriyle ilişkilidir. James Clerk Maxwell, 1873 de elektrik ve manyetik kuvvet alanlarının, uyduğu denklemleri buldu. Böylece günümüzde, elektromanyetizma denilen bir birleşik teoriyi, elde etmiş oldu. Bu güç, çok büyük bir menzile sahiptir. Manyetik alanların, yıldızlararası etkileri söz konusudur. Elektromanyetik güç, kuvvetli çekirdek gücünden, yaklaşık 100 kez daha zayıftır. Kuvvet taşıyıcısı foton dur.




Işık titreşimlerinin hızı asla sıfır olamaz!
Çünkü titreşim daima E = h x f formülünce bir kütle ve enerji değerliliği noktası olan bir fotonu ifade eder. Yine bu kütle - enerji eşdeğerliliği E = m x c2 formülüyle de öngörülebilir.

İşte tam bu noktada fotonik bir enerji denizi olan uzay dokusu çerçevesinde düz geometri neyi simgeler? Düz geometri, uzayı oluşturan her bir fotonik noktaya ait zaman dalgası genliği ve salınım hızının birbirine senkronize olmasını ve bu uzayı oluşturan noktalar kümesi arasındaki eşzamanlılık uyumunu ifade eder. Eşzamanlılık denen noktalar arasındaki andalaşma (zamandaş olma durumu) düz uzay/zaman geometrisinin zorunlu bir sonucu olarak yada yansıması olarak görülebilir. Bir düzenin yada oransal yapının olduğu yerde, zamanın göreli olmasından da söz edilemez. Uzaydaki noktalar arasındaki eşzamanlılık uyumunun yitirilmesi o noktalar arasında oluşan zamansal faz farkının bir sonucu olarak uzayın o noktada boyutsal bir faz farkına uğraması yani uzay/zamanın eğrilip- bükülmesine karşılık gelir. Genel göreceliğe göre savunulan kütle ile enerjinin zaman mekanı bükmesi diye bir şey yoktur. Olan hadise kütle ve enerji yoğunluğuna ait faz farklarından doğan karşılaştırmalı uzay/zaman alanlarının bir birlerine göre olan-ölçümlenen durumlarının bir sonuçudur.Bir foton bir kütle ve enerji değeriyle bir salt uzay/zaman kesim noktasını ifade eder. Bir fotonu ifadeleyen salınan elektrik ve manyetik alan çizgileri bir şekilde uzay ve zaman çizgileri olarak kendini gösterir. Ve bu çizgilerin kendi içinde eğilip bükülmesi ile elektrik ve manyetik salınım alanlarına bir üçüncü alan olan gravitasyon alanı da katılmış olur.

Ama gravitasyon alanı elektrik ve manyetik alan gibi bir güç alanı değildir. Gravitik dalga vektörü sudaki dalgasal titreşimlere benzetilebilir yani elektromanyetik güç alanı suyu temsil ederse, gravitasyon dalgası da bu suyun titreşimsel dalgalanmasının bir sonucu olarak kendi başına bir gerçekliği olmayan bir etkinlik olarak ortaya çıkar. Ama elektrik ve manyetik dalga alanları kendi başına salt gerçekliklerdir!

Öyleyse bir foton görüntüsü altında özdeşleşen kütle ve enerji niceliklerini ifade eden kuantum enerji denklemindeki C değerine karşılık gelen dalga boyu ve frekans parametrelerindeki çarpıcı değişiklikler bizi genel göreceliğin düz uzayından eğri uzayına taşıyan denklemlere bağlar. Ve böylece bir kuantum kütle çekimi denklemine ulaşmış oluruz.

Bu denklem uzay/zamanda iki noktayı bir birine bağlayan bir solucan deliğinin matematiksel kanıtı da olabilir. Bu solucan delikleri, elektriksel alanlarla gravitasyon alanlarının tek bir denklem çatısı altında birleştirilmesi sonucunda anlamlı bir önermeye kavuşabilir. Modern çağda Örsted, Faraday ve Maxwell 'in elektrik ve manyetik güçleri özdeşleştirme yoluna gittiklerini görüyoruz. Einstein 'ın da ömür boyu süren düşü buna yönelikti; Doğanın tüm güçlerini ( gravitasyon, elektrik, manyetizma, vb.) ''birleşik alanlar'' dediği temel bir ilkeye bağlamak. Einstein, kalan zamanını elektro-manyetik ve kütle çekimi alanlarını birleştiren birleşik alanlar kuramını oluşturmaya verdi. Einstein fiziğin tümüyle geometriye indirgenebileceğine inanıyordu. Aslına bakarsanız Einstein ustanın düşüne bende katılıyorum fakat bu çözüm kuantum fiziğinin dışında bir çözüm değildir. Sonuçta fiziksel enerji alanlarını salt geometriye indirgemek birazda matematiğe ve fiziğe nerden baktığımıza bağlıdır desem sanırım abartı olmayacaktır.

Bilinmelidir ki 'Ether' hiçbir biçimde yoktur. Elektromanyetik alanlar bir ortamın durumları değildirler, ama tıpkı tartılabilir özdeğin atomları gibi başka herhangi bir şeye indirgenemeyecek bağımsız olgusallıklardır. Elektromanyetik enerji daha da altında bir yapıya ayrıştırılıp dönüştürülemeyen bir özdür. Elektromanyetik enerji boş uzayın fiziksel özelliğidir. Boşluk, elektromanyetik bir vakumdur.Ve bu boşluk kuantize edilip bölünebilir bir yapı değildir. Ama matematiksel bir tanım olarak elektromanyetik alan fotonlarını uzay ve zaman çizgilerinin birbirini kestiği -birbirine bağlandığı-varsayımsal üç boyutlu kafes noktaları gibi düşünebiliriz.Ama fotonlar arasında kesinlikle sanıldığı gibi bir boşluk yoktur.Bu anlamda sanal olarak uzay-zamanın birbirlerinden kopmuş noktalar topluluğundan meydana geldiğini varsayabiliriz. Parçacıklar bu noktalar üzerinde bulunabilirler, ancak aralarında olamazlar.Bu noktalar topluluğu uzay-zaman kumaşı denen dokumayı meydana getirirler. Işık bölünemez bir güç hacmidir.

Newton 'un boş uzay fonunda, noktasal parçacıklar temel fiziksel gerçekliği temsil ediyorlardı; bunlar arasında da uzaktan etki denen esrarengiz kuvvetler vardı. Maxwell 'in görüşündeyse uzayın her noktasında zamanla da değişebilen üç elektrik üç manyetik alan bileşeni bulunuyordu. Klasik Maxwel alan kuramında uzayın her noktasında salınım yaparak yayılan elektrik ve manyetik alan dalgaları bulunur.




Foton sonunda görüntülendi!

Fransız fizikçiler, ışığın ele avuca sığmaz parçacığı fotonu doğumundan ölümüne kadar izlemeyi başardı. 20. yüzyılın en büyük teorisyeni kabul edilen Albert Einstein’ın fotonu yakalama hayaline çok yaklaştıklarını bildiren fizikçiler, ışık parçacığını tespit edebilmek amacıyla iç duvarları süper-iletken aynayla donatılmış özel bir "kutucuk" kullandı.



The 'photon box', in which the researchers recorded the life and death of a single photon, is made up of two semi-conducting mirrors placed opposite each other and 2.7 cm apart. They are cooled to a temperature close to absolute zero. © M. Brune - CNRS 2007 (this image can be obtained from the CNRS photo library (photothèque du CNRS, 01 45 07 57, 90, phototheque@cnrs-bellevue.fr

Nature dergisinin son sayısında yayımlanan makaleye göre, Paris’teki Kastler Brossel laboratuvarından Jean-Michel Raimond, fotonları tespit etmenin aslında çok kolay olduğunu belitti.

"Bilgisayar ekranına bakarken her saniye fotonları görürsünüz aslında" diyen fizikçi, şu ifadeyi kullandı: "Ama bu işi aslında bir kez yaparsınız. Gözümüzün yaptığı, fotonun ölüm sonrası analizidir. Oysa biz laboratuvar şartlarında fotonu canlı analiz edebildik. Yani onu yaşarken gördük."

Madde ve elektromanyetik ışıma parçacıklarının özelliklerini paylaşan fotonlar, ışık hızıyla hareket ediyor. Bu da, onları incelemek isteyenlerin işini zora sokuyor. Dahi teorisyen Einstein, "Bir fotonu bir kutucuğa koyup tartın. Bileceksiniz ki, foton orada" diyordu. Fransız fizikçi Raimond, Einstein’in söylediğine en yakın deneyi yaptıklarını belirtti. Fizikçiler, deneyde iç duvarı süper-iletken aynayla bezenmiş "kutucuk" kullandı.

Fotonlar, kutucukta ortalama olarak 0,13 saniye kaldı. Bilim adamları, fotonları saymak için genellikle parçacıkların yaydığı enerjiyi ölçen dedektörler kullanıyor. Parçacıklar dedektöre çarptığı anda enerji açığa çıkıyor. Ama çarpışmayla foton da yok oluyor. Bu yüzden foton parçacığının doğumdan ölüme çeşitli evrelerde nasıl tespit edilebileceği şimdiye kadar bilinmiyordu.

Kastler Brossel’deki ekip, "kutucuğa" rubidyum atomları gönderdi. Bu atomların her biri duvar saati gibi çalıştı. Elektronları da sarkaç görevini gördü. Elektrik alanı ne denli zayıf olursa olsun, foton, sarkacın salınımını yavaşlatmaya yetti.

Fizikçiler, fotonun varlığından emin olabilmek için, çok çok hassas atom saati kullanarak, kutudan geçen atomların frekansını fotonla etkileşime girmeyen atomların frekansıyla karşılaştırdı. Alman fizikçi Ferdinand Schmidt-Kaler, Nature dergisinde deneyi yorumlarken, bunun, verilerin ışıkta depolanıp yönlendirilebileceği "kuantum bilgisayarlarının" geliştirilmesi yolunda atılmış yeni bir adım olduğunu vurguladı.



Kaynak
http://www.forumlabo.com/anglais/actus/actus/cnrs/0407photon.htm

16.03.2007



Foton resmi
Kaynak
http://www.ast.leeds.ac.uk/~fs/showerimages.html