Belgesel ve Gerçeklik

Belgesel doğal yollarla gelişen bir olayı tüm gerçekliğiyle seyirciye sunmaktır. Bu görüş belgeselciler arasında bir idealizmdir. Bir çok belgeselci kamerayı seyirci gözü olarak kullanarak, belki de tek bir açıdan kamera hareketi bile yapmadan olayı kaydetmeyi, yani kamera veya ışık ile yorum yapmamayı bir gerçeklik olarak algılarlar.

İşte bu gerçeklik duygusu belgesel ile sanatı karşı karşıya getirir. Gerçeğin sanat olduğunu düşünmemek gerekir. Sanat bir tasarımdır. Tasarımda ise yorum vardır. Gerçeği aynen alıp kullanmak sanat değildir.

Peki bunda ne sakınca var. Yok tabii ki. Belgesel kendi tanımı ve gereği içinde bire bir gerçeği vermesi gerekiyorsa bu bağlamda sanata gerek duyulmayabilir. İlla ki ortaya çıkan eserin sanat eseri olması düşüncesi yüzünden belgesel formatından uzaklaşmamak daha doğrudur.

Bir konunun seyirciye yorum yapmadan olduğu gibi tüm gerçekliğiyle vermeye çalışırken sanat yapmaya gerek yoktur. Artık bu bağlamda sanat bir fantazi olacaktır.

Belgesel film yaparken belgeselin türüne bağlı olarak gerçeklik ön planda olmalıdır.

Örneğin propaganda belgeselinde propagandayı yapanlar için bile gerçeklik tartışılabilir. Zamanla değişen görüşler ve o gün için doğru gibi görünenler bir propaganda belgeseline konu olabilir. O günün gerçekliği belgesel olarak kaydedilmiş olur.

Bilimsel bir araştırma belgeselinde ışık hızı konusunda seyirciye o günün teknik bilgileri ile saniyede 300 bin km gibi sabit ve herkesin kabul ettiği bir rakam verilebilir. O gün için geçerli bir gerçekliktir. Ancak bir gün yeni ölçüm aletlerinin bulunması ile yapılan deneylerde aslında ışık hızının 90 kat daha fazla olduğu bulunursa bu bilgi iyi bir araştırma belgeseline konu olabilir. Eskiden çekilen belgeselde ne bilim adamları ne de yönetmen yalan söylememektedir, ama bilgileri çürütülmüştür. O günün gerçeğidir.