İzliyorum Öyleyse Varım

Aydan ÖZSOY
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi
RTV Sinema Bölümü Uzman.

TÜRKİYE' DE KENTLİ AİLENİN TELEVİZYON İZLEME SÜRECİ ÜZERİNE GENEL BİR DEĞERLENDİRME

Giriş

Televizyon, 1970’lerden başlayarak Türk ailesi için önemini hep korumuştur. Türk izleyici, ilk zamanlarda evinin baş köşesine koyduğu ve sınırlı saatlerde bir çeşit ayin havasında izlediği bu aracı, ilerleyen yıllarda gündelik yaşam pratiklerinde daha fazla kullanmaya başlar. Aile ve televizyon arasındaki güçlü bağın ekonomik, toplumsal ve kültürel pek çok nedeni sıralanabilir. Tarihsel-toplumsal bir bakış açısı içinde bu nedenler önemli analizler yapmamızı da sağlar ama özellikle televizyon çalışmalarında bu makro bakış açısından uzaklaşmadan mikro ölçekli analizlere de ihtiyaç vardır. Evin içinde, özel alanda var olan televizyonun, izleyicisi ile kurduğu ilişki hem özel hem de karışıktır. Her evin kendine özgü koşulları içinde gerçekleşen bu ilişki içinde, aile bireyleri televizyonu birbirlerinden çok farklı kullanır ve anlamlandırırlar. 1980’lerden başlayarak televizyon çalışmalarında önemli açılımlar sağlayan Birmingham İngiliz Kültürel Çalışmaları, gerek kuramsal araştırmaları gerekse alan araştırmaları ile televizyon mesajlarının içeriğine ve bu içerikleri yorumlayan izleyicilere odaklanarak, televizyon-izleyici ilişkisine, izleyicinin etkinliğini vurgulayan yeni bakış açıları getirmişlerdir. Bu bakış açısı içinde etnografik yöntemleri medya çalışmalarına taşıyan Kültürel Çalışmalar geleneği, etnografik yöntem ve tekniklerini kullanarak, izleyicinin televizyonu nasıl kullandığı ve televizyon mesajlarını nasıl anlamlandırdığı konusunda kendinden önceki yaklaşımları geliştirmeye çalışır. Bu yazı, izleyicinin bu yeni konumlandırılışından hareket ederek, toplumsal değişimlerin ve medya alanında yaşanan dönüşümlerin ışığında, Türkiye’de son yıllarda değişen ve dönüşen televizyon-aile ilişkisinin dinamiklerini tartışacaktır.

Kuramsal Ardalan

Medya çalışmalarındaki önemli kırılmalardan ilki etki çalışmalarının yerini izleyici çalışmalarına -yani kitle iletişim araçlarının izleyiciye ne yaptığının değil de izleyicinin bu araçlarla ne yaptığının sorgulanmasına- bırakarak yaşanmıştır. Bu bağlamda, 1950 sonlarıyla 1970’lere kadar iletişim çalışmalarında etkili olan ‘Kullanımlar ve Doyumlar’ yaklaşımı izleyicinin medya mesajlarını nasıl yorumladığını çözümlemeye çalışır.

1980’lerde İngiliz Kültürel Çalışmaları içinde S.Hall’un (1984) geliştirdiği ‘Kodlama ve Kodaçımı’ modeli ise ‘Kullanımlar ve Doyumlar’ yaklaşımı içindeki çıkmazları aşmaya uğraşır. Model, televizyon mesajları ve bu mesajların kullanımını, birbirleriyle etkileşim içindeki iki ayrı evreden oluşan -kodlama ve kodaçımı olarak- bütünsel bir süreçte ele alır. Hall ve arkadaşlarının bu model içinde odaklandıkları sorun ise ‘anlam/anlamlandırma’ olmuştur. Kültürel Çalışmalar içindeki araştırmalar, kültürel metinler olarak gördükleri medya çıktılarının anlamlandırma (dinamik bir süreci ifade etmesi bakımından anlam yerine anlamlandırma terimi kullanılmaktadır) sürecini sorgularken özellikle pek çok alan araştırması, bu sürecin özgüllüğünü ve karışıklığını ortaya koyar. David Morley’in 1980 yılındaki ‘Nationwide Audience’ ve 1986 yılındaki ‘Family Television’ adlı çalışmaları, Janice Radway’in 1984 yılındaki ‘Reading Romance’, Ian Ang’in 1985 yılındaki ‘Watching Dallas’ ve James Lull’un 1988 yılında yaptığı etnografik araştırmalar bu alandaki önemli araştırmalardır. Özetle söylenebilecek olan ise genel olarak medya çalışmalarında, tartışmamız bağlamında da televizyon çalışmalarında izleyiciyi merkeze alan yeni yönelimler sonucu televizyon izleme ve izlediklerini anlamlandırma sürecinin ne kadar karışık olduğu ve kültürden kültüre, aileden aileye, cinsiyete bağlı olarak kişiden kişiye değiştiğinin ortaya çıkmış olmasıdır. Hall ve arkadaşları, izleyicinin televizyon metinlerini farklı tiplerde (egemen, muhalif ve müzakereli) okuyabileceklerini bulgularlarken, izleyicinin iletişim sürecindeki önemi ve ağırlığı da tartışmaya açılmıştır. Tüm bu araştırmalar, birey olarak (ideolojik bağlamda özne olarak) gördüğü izleyiciyi kendi tarihsel-toplumsal koşulları içinde değerlendirerek, bu koşullar içinde kurulan medya metinlerinin yorumlanması sürecinde izleme ‘anının’ önemine de dikkat çekmektedirler.

Roger Silverstone’nun (1994), belirttiği gibi televizyon evcil bir araçtır ve esas olarak evde aileyle izlenir. Televizyon, aile ve ev kültürümüzün bir parçasıdır. Erol Mutlu (1999), televizyonun kullanımı ve izlenmesinin, televizüel dünyanın anlamlandırılmasının ailenin dolayımıyla gerçekleştiğini, yani bireysel izleyicinin televizyonla ilişkisinde, anlam kurma sürecinin aile tarafından dolayımlandığını vurgular. Aileyle özdeş olan televizyonun Türkiye’de yaşadığı serüven ise 1990 yılından itibaren, yani özel radyo televizyon yayıncılığının fiilen başlamasıyla birlikte önemli değişimler yaşamıştır. Yayınların kısa bir süre sonra 1994 yılında yasallaşmasıyla beraber, artan kanal ve program sayısı, teknolojideki hızlı değişime paralel olarak medya alanında yaşanan gelişmeler, Türk ailesinin/izleyicisinin televizyon ve metinleriyle kurduğu ilişkiyi de yakından etkilemiştir. İlk bakışta medya alanında yaşanan bu hızlı değişimlerin televizyon-aile ilişkisini etkileyen en önemli unsurlar olduğunu düşünsek de asıl önemli değişimin Türk ailesinin yapısında olduğu bir gerçektir. Kısacası Türkiye’de aile kurumunun kendisi değişirken, teknoloji ve medya bu değişimin aracıları olarak görev yapmaktadır.


Horace Newcomb ve Paul Hisch televizyonu, bir yandan paylaşılan inançların tartışıldığı, diğer yandan değişiminde etkili olduğu toplumsal düzenin yenilenmesine hizmet eden bir ‘kültürel form’ olarak tanımlarlar (Akt. Feur, 1987: 199-120). Raymond Williams (2003) da, televizyonun hem bir teknoloji hem de bir kültürel biçim olduğunu belirtir ve teknoloji, sosyal kurumlar ve kültür arasında varolan ilişkilerde televizyonun güncel öneminin altını çizer. Televizyon ve izleyicisinin birbirleriyle gerek teknolojik gerekse kültürel bağlamdaki ve bu bağlamın sınırlandırmaları içindeki etkileşimi, televizyon-aile ilişkisini tartışırken bize iki önemli dinamiği işaret eder. İlki Türk ailesinin sosyo-kültürel yapısı ve bu yapıdaki değişimler, ikincisi de televizyonun kapitalist yarışta (ki televizyonun değişen teknolojisi bu yarışın en acımasız olduğu alanlardan biri) değişen yapısı ve anlatısı.

Türk Ailesinin Değişen Yapısı Üzerine

Endüstri devrimi ile birlikte kaçınılmaz olarak, toplumun diğer kurumlarında ve ailede de önemli değişmeler olmuştur. Ailede gözlenen bu değişmeler, dünyadaki diğer toplumlardan farklılıklar gösterse de Türk ailesi için de geçerlidir. Türkiye’de özellikle 1960’lardan sonra başlayan hızlı kentleşme ve endüstrileşme Türk ailesini de etkilemiştir (Demiray, 1999:1).

Mübeccel Kıray (1984) büyük kentte yaşayan ve değişen Türk ailesinin değişme nedenlerini şöyle sıralar: Değişen mekânlar, değişen hayat kazanma biçimleri, aile kompozisyonunda değişmeler, roller ve ilişkilerde yaşanan değişim, kadının çalışmasıyla değişen ev içi roller, çocuk yetiştirilmesi, konum sağlamak, güvence ve uyum. Çiğdem Kağıtçıbaşı (1993:54) ise Türkiye’de ailenin kentleşmeyle beraber, sosyal etkileşim, kişiler arası bağlılık ve karşılıklı bağımlılığa dayanan yeni yapısı içinde melezleştiğini, bunun da “melez aile” kültürünü ortaya çıkardığını söyler. Emre Kongar (1998:598-599), Türkiye’de ailenin gerek geleneksel, gerekse çağdaş toplum yapılarında görmediğimiz kendine özgü bir yapı kazandığını, toplumun değişim ve dönüşüm sürecinde bu durumun özel bir aile yapısı yarattığını belirtir.

Türk ailesi sosyolojik değişim geçirmektedir. Toplumsal değişimin getirdiği zorlamalar kadar; kültürel ve dünya görüşü kalıplarının değişimi ve bireylere sunumu ile de büyük aile (üç kuşak bir arada aile) yıpranmaktadır. Çekirdek aile ve bu ailenin tüketim toplumu şartlarında yaygınlaşması, bu gelişmenin teşviki, büyük ailenin parçalanma sürecini arttırmaktadır. Bu da ailede otorite parçalanmasına, fakat asıl önemlisi iş gücü aşınımına neden olur. Üçüncü kuşağın eğitimi ve bakımı henüz bu alanda anonim müesseselerin gelişemediği toplumumuzda büyük meseleler meydana getirmektedir. Aile içi iş bölümüyle çözümlenecek sorunlar çekirdek ailede büyür. Tüketim kalıpları, çekirdek ailede sorunlar yaratır. Tüm bu sorunlara ve geçirdiği sarsıcı değişimlere rağmen Türkiye, aile birliğini koruyabilen ülkelerin başında gelmektedir (Ortaylı, 2000:157-158).

Televizyon Aile İlişkisi

Aile kurumunun önemli olduğu ülkemizde, kurumun değişen ekonomik ve toplumsal koşullara uyumunun en önemli aracılarından biri de medyadır. Özellikle değişen koşullar içinde biçimlenen medya çıktıları, bu koşullar içinde var olan kurumları -başta aile kurumunu- da etkilemektedir. Louis Althusser’in (1994) vurguladığı gibi devletin ideolojik aygıtlarından olan medya ve aile kurumu ile bu kurumların karşılıklı ilişkileri, diğer kurumlara oranla iki kat daha politiktir. Hem medya çıktılarının kodlanması sürecini hem de izleyicinin bu kodları açma anında ve sonrasını kapsayan sürecin bütününü belirleyen ise hakim olan değerler ve güçler arasındaki ilişkilerdir. İzleyicinin medya çıktılarını anlamlandırması da tüm bu ideolojik süreçten bağımsız değildir. Özellikle televizyonun üst yapısı ve anlatısı içinde yer alan farklı program türleri ve metinleri kendi yapılaşmaları içinde, zaman zaman mesajları izleyicisinin tercih edilen yönde açmasına neden olurken zaman zaman da karşı çıkmasına, direnmesine ve tartışmasına olanak verir. Televizyon metni, izleyicinin tercih edilen yönde mesajları açmasını istese de bu her zaman garantili değildir. Televizyon mesajlarını alımlama sürecinde izleyicinin ev içi ortamı, bu ortamdaki rolü, cinsiyeti, toplumsal konumu, kültürel geçmişi ve daha pek çok değişken bu süreci etkiler.

Fiske (1987:94-95), Barthes’ın (2002) yazarsıl metin ayrımından yola çıkarak televizyon metinlerinin üretimsel (yapımcıl/producerly) olduklarını öne sürerken, Bahtin’in çokanlamlılık ve metinlerarasılık, Volosinov’un işaretin çok vurgululuğu kavramlarından yararlanmış, bu kavramları medya analizlerine taşımıştır. Fiske, Barthes’ın yazarsıl metin ayrımının da Eco’nun (1979) açık ve kapalı metin ayrımından hareket ettiğini söyler. Okurcul metin kapanırken, yazarsıl metin farklı anlamlara açılır. Silverman (1983), yazarsıl metni tanımlarken belli bir bağlam içindeki dört özelliğinin altını çizer: ‘Üretim’, ‘yapı’, bunları içine alan ‘süreç’ ve ‘parçalılık’. Parçalılık televizyon metninin temel özelliklerinden biridir. Fiske, televizyon metnini tanımlarken Eco ve Barthes’ın teorilerinin ışığında, açık, yazarsıl ve bu haliyle avant-garde (öncü) metinlere benzediğinin altını çizer ve yapımcıl bir metin olarak yazarsıl metinlerden ayrılan yönlerinin onu popüler metin yaptığını söyler.

John Ellis (1984, İnal 2001), televizyon anlatısının özelliklerini şöyle belirtir: Televizyonda görsel göstergeler anında, doğrudandır, izleyiciye seslenir. İzleyici ve metin arasındaki uzaklık ortadan kalkar. Gerçek zamanı kullanan televizyon bize, evinde oturan aileye seslenir. Günlük yaşamın doğal akışını ve rutinini kurarlar. Bir süre sonra dizilerde yer alan tiplere ve karakterlere iyice alışırız. Bu karakterler değişir, dönüşür. Televizyonun parçalanarak akan anlatısı onu süren, sonlanmayan bir üst anlatı haline getirmiştir. Parçalarla akan televizyon anlatısı farklı türleri ortak bir paydada birleştirir. Televizyon anlatısı türsel uzlaşmaların ötesinde, türleri içine alarak birbirine benzeştirir. Türler arasındaki bu benzeşme, hem paradigmatik boyutta (sonlanmama) hem de sentagmatik boyutta (parçalanma) ortaya çıkan bir yapılaşmadır. Televizyonun parçalanarak akan anlatısı, anlamlandırma biçimini ve temsilleri de şekillendirir.

Televizyon metninin yukarıda saydığımız kendine has özellikleri, televizyonun ve metninin izleyicisi ile girdiği ilişkiyi değerlendirirken daha dikkatli olmamız gerektiğini özetlemektedir. Televizyonun bu parçalı ve sürekli akışı içinde izleyici, ‘güç bende artık’ edasıyla elinde kumanda aleti programların birinden diğerine gezinir. Üstelik bu gezinti hali içinde başka işler de yapabilir. Yapılan alan araştırmaları, kadın ve erkeklerin televizyonu kullanma biçimleri arasında da farklılıklar olduğunu bulgulamıştır. Geleneksel özelliklerini hâlâ koruyan geçiş dönemindeki kentli Türk ailesi için televizyonu kullanmak, bir anlamda iktidar sahibi olmak anlamına gelir. İşten eve yorgun gelen baba için televizyon yorgunluk ve stresin atıldığı, anne için ev işi ve çocuğun bakımıyla beraber kullandığı bir araç olur. Televizyonun cinsler arası farklı kullanımlarına rağmen her ikisi için de ortak olan nokta, televizyon izleyicisinin dikkatli bir izleme edimine sahip olmamasıdır. Ev içi ortam izleyicisini sürekli olarak böler.

Yapılan araştırmalar, aile içi program seçimlerinde de farklılıklar olduğunu, haber, belgesel, tartışma ve spor gibi daha ‘ciddi’ programları erkeklerin, soap opera, moda, özellikle kadınlar için hazırlanmış sabah ve öğleden sonra kuşak programlarını (ki bu kuşaklarda kadınlar için yemek tarifleri, çocuk bakımı, pratik bilgiler ve eğlence bir arada sunulur) ise kadınların tercih ettiğini göstermiştir. Fakat özellikle Türkiye’de son yıllarda televizyon program türlerindeki değişim ve dönüşümlerin etkisinde bu farklılıkların azaldığı kanısındayız. Çünkü televizyon programlarının anlatı yapısı ve türsel özellikleri gitgide daha birbirine benzeyerek (pek çok program türünün serialleşme yönünde gelişiyor olması) kadın ve erkek izleyicinin her ikisini de hedeflemektedir. Özellikle bu yıl içinde en çok izlenen program türlerine bakıldığında da güldürü-eğlence programlarının, yerli dramaların ve Pop Star, Türk Star adı altında yayınlanan yarışma ve bir anlamda müzik-eğlence programlarının anlatılarının benzer amaçlarla, tüm bir aileyi bir arada hedeflediği, bu program türlerinin anlatılarının, farklı adlar altında da olsa genel bir aile söyleminin üretilmesine ve yeniden üretilmesine katkıda bulunduğu bir gerçektir. Türkiye’de üzerinde en çok konuşulan bir başka örnek ise bir dönem tekrarlarında bile yüksek izlenme oranlarına ulaşan ‘Çocuklar Duymasın’ adlı televizyon komedisidir. Tekrarlara ve tipleştirmelere dayanan sabit anlatı yapısı içinde, ‘modern’ kadın (ağırlıklı olarak anne ve eş rolünde, meslek sahibi), geleneksel erkek (eş ve baba rolünde) ve anne-babalarının rol modelleri olan çocuk temsilleriyle kurulan bu durum komedisi, aile kurumunun kendisini tartışmaya açmıştır. Bu tartışma, hem dizide kurulan aile söyleminin kendisiyle, hem de kentli Türk ailesinin değişim ve dönüşümüyle paralel giderek kendini ve diziyi de popüler hâle getirmiştir. Dizide kurulan bu aile söyleminin üretildiği ve yeniden üretildiği yer ise izleyici yorumlarıdır. Diziyi farklı referans çerçevelerinden okuyan izleyicilerin yorumları, üretimin ve yeniden üretimin yapısını da belirlemektedir.

Sonuç

Türkiye’de kentli ailelerin televizyon ve metinleri ile kurduğu ilişki, bireysel ve karmaşıktır. Bu yüzden de geçmişten farklı olarak, izleyici üzerine odaklanan araştırmaların artması gerekmektedir. Bu odaklanma salt bir alımlama analizi olmaktan ziyade, tarihsel-toplumsal koşulları içinde izleyiciyi anlamaya yönelik olmalıdır. Televizyon, ekonomik sıkıntılar çeken, kentin yoğun, yorucu ve gerilimli yaşamı içinde bunalan izleyicisine bir yandan bu sorunlarından kaçışı için farklı olanaklar sunarken bir yandan da yarattığı temsilî dünya içine hapseder. Bu temsilî dünyada, kapitalist değerler gizli ya da alenen, profesyonel kodlarla yüceltilerek haklılaştırılırken, izleyici için kapitalist dünyadaki kahramanlarının eylemleri doğallaşmıştır. Televizyon anlatısı, izleyicisine bir taraftan özgürlükler tanırken diğer taraftan belli kodlarla onu bilinçli olarak sınırlayan bir yapılaşmaya sahiptir. Televizyon anlatısının profesyonellerce kurulan bu yapılaşmasının yanına izleme ve anlamlandırma sürecinin karmaşık yapısı da eklenince, analizlerde alan araştırmalarının önemi bir kat daha artmaktadır. Alan araştırmalarının birey/özne olarak izleyicinin önemine vurgu yapmasına rağmen bu etkinliği ölçülü kullanmamız gerekmektedir. Çünkü televizyonu ve televizyonun izleyicisi ile kurduğu ilişkiyi eksiksiz değerlendirebilme çabalarında, televizyon aracının kendisi, televizüel söylem, televizyon mesajlarının yorumlanması, aracın kendisinin kullanımı ve tüketimi gibi farklı evreler ve bu evreler içinde farklı değişkenler, bu değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerini kapsayan bir süreçle karşı karşıyayız. Bu karışık süreçte izleyicinin gerçek konumunu bilmek ve kendisinden bire bir aldığımız verilerle çözümlemeler yapmak sanırız televizyonu ve izleyicisiyle olan ilişkisini anlama çabamızda önemli ipuçları sağlayacaktır. Çağdaş bir masal anlatıcısı olarak kabul gören televizyon, ailelere masal anlatmaya devam ederken, araştırmalar, hem masalı ve anlatıcısını hem de dinleyicisini/izleyicisini ve onun kişisel serüvenini anlamaya, anlatmaya devam edecek...

Aydan ÖZSOY
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi
RTV Sinema Bölümü Uzman.




KAYNAKÇA

1. Adaklı, Gülseren (2001). “Televizyon Türlerinde Dönüşüm.” AÜİF Yıllık- 1999. Ankara: A.Ü.Basımevi.

2. Alankuş, Sevda ve İnal, Ayşe (2000). “Güldürü Programlarında Kadının Temsili ve Kadına Yönelik fiiddet”, Televizyon Kadın ve fiiddet. İçinde. Ankara: Dünya Kitle İletişim Vakfı Yayınları.

3. Althusser, Louis (1994). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. Çev: Yusuf Alp/Mahmut Özışık. İstanbul: İletişim Yayınları.

4. Ang, Ien (1985). Watching Dallas-Soap Opera and the melodramatic imagination. Çev: Della Couling. London: Routledge.

5. Ang, Ien (1996). Living Room Wars-Rethinking media audiences for a postmodern world. London: Routledge.

6. Barthes, Roland (2002). S/Z. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

7. Barthes, Roland (2003). Çağdaş Söylenler. İstanbul: Metis Yayınları.

8. Bakhtin, Mikhail (2001). Karnavaldan Romana. Çev. Cem Soydemir. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

9. Batmaz, Veysel ve Asu Aksoy (1995). Türkiye’de Televizyon ve Aile-Elektronik Hane Aralık 1993-1994. Ankara: T.C Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu.

10. Coward, Rosaline ve Ellis, John (1985). Dil ve Maddecilik. Çeviren: Esen Tarım. İstanbul İletişim Yayınları.

11. Demiray, Emine (1999) Türk Sinemasında 1960-90 yılları arasında çekilmiş filmlerde kentsel aile. Eskişehir: Anadolu Üni.Yayınları No: 1104.

12. Ellis, J ((1984) Visible Fictions. London:Routledge and Kegan Paul PLC.

13. Feuer, J (1987). “Genre Study and Television.” içinde Channels of Discourse.

Der: R.C.Allen. NC: The Univesity of North Carolina Press.

14. Fiske, John (1987). Television Culture. London: Routledge.

15. Fiske, John (1996). İletişim Çalışmalarına Giriş. Çeviren: Süleymen İrvan. Ankara: Ark Yayınevi.

16. Giddens, Anthony (2000a). Elimizden Kaçıp Giden Dünya. Çeviren: Osman Akınhay. İstanbul: Alfa Yayınları.

17. Hall, Stuart (1984). “Encoding/decoding”. İçinde Culture, Media, Language. London: CCS and Hutchinson published.

18. Hall, Stuart (1997). “The Work of Representation” Representation-Cultural Representations and Signifying Practices. İçinde. London: Sage Publications

19. İnal, Ayşe (2001). “Televizyon Tür ve Temsil.” AÜİF Yıllık-1999. Ankara.A.Ü Basımevi.

20. Kıray, Mübeccel (1984) “Büyük Kent ve Değişen Aile.” İçinde Türkiye’de Ailenin Değişimi-Toplumbilimsel İncelemeler. Ankara: Türk Sosyal Bilimler Derneği Yayını.

21.Kongar, Emre (1998). 21. Yüzyılda Türkiye-2000’li yıllarda Türkiye’nin Toplumsal Yapısı. İstanbul:Remzi Kitapevi.

22. Lull, James (1996). Medya İletişim Kültür. Çev.Nazife Güngör. Ankara: Vadi Yayınları.

23.Morley, David (1986). Family Television: Cultural Power and Domestic Leisure. London: Routledge.

24. Mutlu, Erol (1991). Televizyonu Anlamak. Ankara: Gündoğan Yayıncılık.

25. Mutlu, Erol (1998). İletişim Sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.

26. Mutlu, Erol (1999). Televizyon ve Toplum. Ankara: TRT Yayınları.

27. Ortaylı, İlber (2000). Osmanlı Toplumunda Aile. İstanbul: Pan Yayıncılık,

28. Poster, Mark (1989). Eleştirel Aile Kuramları. Çev: Hüseyin Tapınç. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

29. Silverstone, Roger (1994). Television and Everdaylife. London:Routledge.

30. Tezcan, Mahmut (2000). Türk Ailesi Antropolojisi. Ankara: İmge Yayınevi.

31.Üşür, Serpil Sancar (1997) İdeolojinin Serüveni Yanlış Bilinç ve Hegemonyadan. Ankara: İmge Yayınevi.

32. Williams, Raymond (2003). Televizyon, Teknoloji ve Kültürel Biçim. Ankara: Dost Kitabevi.


http://yayim.meb.gov.tr