Kurgunun Yetersiz Kaldığı Yerde

Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye alan Fahrenheit 9/11'i izledikten sonra aklıma ilk gelen söz çok bilindik ‘Gerçekler kurgudan şaşırtıcıdır’ oldu. Amerikan Başkanının ticari ilişkisinin olduğu şirketlerin savaş açtığı ülkeden kar etmesi, Başkanının ülkesine saldıran teröristin ailesi ile olan dostluğu ve olağanüstü aptallığı, esinlenmeyle kurgu haline getirilip önüme getirilseydi herhalde sadece benim için değil birçok insan için şu anki inandırıcılığında olmazdı.

Milyonların oyunu almış, görünürde de olsa iyi bir eğitimden geçmiş başkanın, takındığı haller, belgelerle kanıtlanan üçkağıtlarına inanmak güç gerçekten de. Sadece Bush’a getirdiği eleştirilerle değil kapitalizme ve günümüz demokrasisine getirdiği eleştirilerle de, Fahrenait 9/11 derinlikli bir belgesel olduğunu gösteriyor.

Belgeselin en çok çağrıştırdığı film benim için Charlie Chaplin’in ‘Büyük Diktatör’ adlı kurgusal filmi. Chaplin’in büyük bir öngörüyle 1939 yılında yaptığı Hitler parodisi kurgusal bir film de olsa, Fahrenheit 9/11 la özellikle mizah tarzında benzerlikler taşıyor. Benim aklıma takılan soru ise şu oldu , ‘Neden elli yıl önce iktidarları eleştirmek için metaforlar, semboller kullanılırken artık iktidarların karşısında duran sanat yapıtları belgeseller oldu ?’(Micheal Moore her ne kadar belgeselciliğin bilindik enstrümanlarını kullanmasa da ,sonuçta bu bir belgesel). Bu sorulan soru sadece bu belgesel için değil.



Yakın zamanda izlediğim bir çok belgesel, kurgunun yapamadığını yapıyor iktidarların, yönetenlerin gizli amaçlarını bize gösteriyor. (‘Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak, Fog of War,..)

Filmin ismine gönderme yaptığı büyük roman Fahrenheit 451 bilim-kurguyu kullanarak sansüre, totaliter yönetimlere ve kültür endüstrisine eleştirisini getiriyordu, yine filmin içinde alıntılar yapılan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’te disütopik bir fanteziydi. Bu romanlar günümüzden yaklaşık elli-altmış yıl önce yazıldı. Bu iki roman bize yaşamamızın olası olduğu gelecekteki dünyada ufak birer gezintiydi. Biz farkında olmasak da o gelecek artık geldi galiba. Kitapların okunmadığı , herkesin izlendiği çağda yaşıyoruz . O iki kitapta anlatılanlar kadar kötü değil yaşadıklarımız belki ama kontrollü bir bağımlılık çağında yaşıyoruz.

Televizyona, bilgisayara ve cep telefonlarına olan bağımlılığımız en muhalif olanımızı bile iktidara boyun eğdiriyor. (Cep telefonu almamaya en çok direnen bile, bir gün almak zorunda kalıyor) Anlatılmayan öykünün kalmadığı çağda yaşıyoruz. Yıllarca görsel öğelerin bombardımanına uğramış bizleri şaşırtabilmek zor artık. En olmadık hikayelere bile tepkimizde bile nasırlaşmış bir umursamazlık var. Sinemanın, edebiyatın artık tükenip tükenmediği tartışmaları yapılıyor, düşünsenize.



Micheal Moore’un ‘Bowling for Columbine’ için Oscar aldığı Akademi ödüllerindeki ödülü kabul ediş konuşmasını, sabaha karşı dörtte büyük bir heyecanla izlemiştim. Arkasında yine kendisiyle aynı dalda yarışan diğer belgesellerin yapımcıları ile birlikte elindeki Oscar heykelciğiyle ‘Biz belgesel yapıyoruz çünkü kurguyu sevmiyoruz; kurgusal seçimleri , kurgusal alarmları, kurgusal savaşları ve kurgusal iktidarları sevmiyoruz.’ demişti. Her ne kadar film yapış tarzında beni rahatsız eden öğeler bulunsa da (çok fazla kamera önünde bulunması ve filmi kendi istediği yöne çekmesi) , kurgunun geldiği durumu anlatan daha iyi bir söz olmazdı. En ilginç kurguyu günümüz iktidarları yaratıyor.

Şefflaşmanın gerektiğini gösteriyor bize bütün bunlar. Hitlerin parodisini yapmak Bush’ınkini yapmaktan daha kolay çünkü Hitlerin niyeti en başından beri gizli değildi. Polonya'yı neden işgal ettiğini sorsalar (sordular mı bilmiyorum) açıkça niyetini söylerdi. Bugün yaşasaydı her şey farklı olurdu.Günümüzde Başkanların danışmanları, halkla ilişkiler uzmanları bütün amaçları gizliyorlar. Sermaye ile birleşen hastalıklı iktidar ilişkisi halkın gözünden kolayca kaçırılabiliyor. İlişkiler kurmaca ile gizleniyor. Dolayısıyla artık dünyada kurgu hicvine yer kalmıyor. Şeffaflık olmaz ise demokrasi gibi insanlığın bulduğu için gurur duyması gereken olgu yalandan (kurgudan?) öte bir şey olmuyor.



Hürriyet
Mert YILMAZ, 13 Eylül 2004