Yüksek Gerilim Aracı

Prof. Dr. Sedat CERECİ
 
Televizyon tekniği, sesi ve görüntüyü bir enerji dönüşümüyle binlerce kilometre öteye aktararak, birbirine hiç benzemeyen yaşamları birbiriyle buluşturan bir dizgedir. Sesin ve görüntünün, mikrofon ve kamera aracılığıyla önce elektriğe dönüştürülüp sonra da elektromanyetik dalgalar üzerine yüklenerek çok uzaklardaki alıcılara gönderilen televizyon yayınları, izleyicilerin alıcılarında yeniden ses ve görüntü olarak yansımaktadır. Teknolojinin evrensel bir kuşatıcı ağa dönüşen buluşu, tüm yeryüzünü saran frekanslarla doğal olarak toplumsal yaşamları ve bireylerin niteliklerini de etkilemektedir.

Televizyonun, herkesin yaşamında bir eğlence aracı olarak yer edinmesine şaşmamak gerekmektedir. Çünkü televizyon, ortaya çıktığı dönemlerden bu yana popüler kültürün en etkin aracı olarak insanların yaşamında yer alırken, dünyanın yaşadığı iki büyük savaşın ardından, tam anlamıyla bir eğlence aracı niteliğiyle insanların yaşamını renklendirip onların sinirlerini gevşetmeyi amaçlamıştır. Savaşlarla gerilen, sinir sistemi yıpranan, karamsarlık ve umutsuzluk içinde çırpınan insanları yeniden yaşamın tatlı ortamına , yaşama sevincine çekmek imik için en güçlü araç olduğu fark edilen televizyon, savaşsız ve gerilimsiz günlerin özlemiyle yaşayan dünyanın en popüler aracı olmuştur. Her dönemde daha çok eğlendirmeyi amaçlayan televizyon, sonunda eğlenceyi düzeysiz boyuta taşımış, insan onurunu ayaklar altına alan yapımlarla kitlelere seslenmeye başlamıştır. İnsanın uygarlığının doruk noktasındaki mucizevi araç olan televizyon, uygarlık sözcüğünün anlamını tartışmaya açabilecek iletilerle yaşamaya çalışmaktadır.

Kendince bir uygarlığın yaşandığı bir dönemin düşünürü olan Jean Jacques Rousseau’ya göre; uygarlığın ilerlemesi, insanın başlangıçta var olan erdemini yok etmiştir. Matbaa, şeker, mobilya gibi yapay gereksinimler yaratan sözde ilerleme, insanları köleleştirmiştir. Bir parça toprağı sahiplenen ve kendi kendine “Burası benim” siyen ilk insan, uygar toplumun ilk kurucusu ve sahteciliğin de simgesidir. Sahip olma duygusuyla başlayan insanın uygarlık serüveni, daha kolay ve görkemli yaşamak adına ahlaksızlık ve sahtecilikle örülen gelişmelerle göz kamaştırıcı boyutlara ulaşmıştır. Teknoloji, bir yandan uygarlığın sınırlarını genişletip insanın büyüklenme duygusunu ululaştırırken, bir yandan da beraberinde getirdiği kültürle, insanın insanlık sınırlarını zorlamasının temellerini oluşturmuştur.

Ne ilginçtir ki, teknolojinin gelişimine koşut olarak insanların gerilimleri de artmaktadır. Gerilimi yok etmeyi amaçlayan ortaya çıkan televizyonu çok izleyen kişilerde bile patolojik gerilim oluşmaktadır. Buna karşın televizyon, insanların özel ve genel tüm niteliklerini ve zaaflarını sonuna dek kullanmak yoluyla, gerilimleri yok etmek için yeni gerilimler yaratma yolunu seçmektedir. Televizyon, yayın sistemindeki en pürüzsüz görüntüyü oluşturma kaygısıyla yol alırken, televizyonun içeriğini dolduranlar da, tüm insancıl değerlere karşı olmak bahasına, insanları kendilerinden geçercesine en üst düzeyde eğlendirmeyi amaçlamaktadır.

Televizyonun görüntüleri, herkesin yaşamında kolayca yer verebileceği, çekici ve renkli öğelerle bezeli uygulamalı bir kültürün alt yapısını oluşturmaktadır (Miller, 2005, 78).

Ancak bu kültür, politikadan edebiyata, spordan sanata, hiçbir kültürel birikimi ve eğitimi olmayan izleyicilerin bile anlayabileceği ve benimseyebileceği bir düzeye indirilmiş, televizyonun kendine özgü diliyle sunulmaktadır. Televizyonun, en yaygın kitle iletişim aracı olması, onun, tüm kişisel ayrımları ortadan kaldırarak herkese seslenebilme niteliğinden kaynaklanmaktadır. Bu özellik, televizyonun, tek renkli, tek biçimli bir kültür oluşturmasıyla sonuçlanmaktadır. Yine bu nitelik aynı zamanda, popülist amaç peşinde koşanları da televizyona yakınlaştırmaktadır.

Prof. Dr. Sedat CERECİ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Van Meslek Yüksekokulu
Radyo-TV Programı, Anabilim Dalı



Kaynak
medyaline.com