Bir Kent Yaratılıyor ve Afişler Sokaktaki Yerlerini Alıyor...



Yıl 1923 ve Dışişleri Bakanı İsmet Paşa, Türkiye devletinin “makarrı idaresinin” Ankara şehri olmasını önerdi. Öneri kabul edildi ve 13 Ekim 1923’te Ankara’nın başkentliği ilan edildi. Ankara’nın başkent oluşu o kadar kesindi ki bunu açıklamak için cumhuriyetin ilanına kadar bile beklemeye gerek görmemişlerdi. Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’ydı.

Ankara başkent olmuştu olmasına ama Ankara hala, büyükelçilerin bile gelmek istemediği küçük tozlu bir Anadolu kasabasıydı. Yani daha kent bile olamamış Ankara, başkent ilan edilerek taçlandırılmıştı bir anlamda.

Peki neden Ankara? Yılların “Dersaadet’i” (İstanbul) bırakılıp neden Ankara seçilmişti? Bunun nedeni tarih kitaplarının söylediği gibi yalnızca Anadolu’nun ortasında olmasının getirdiği ulaşım kolaylığı değildi. Ankara seçilmişti çünkü Anadolu’nun ortasında tozlu bir kasabadan, Engürü’den, bir başkent, bir Ankara yaratılabilirdi. Ankara’nın yaşayacağı bu değişim süreci, Türkiye devletinin kuruluş sürecini simgeleyebilirdi.

Ankara modern bir kent olarak diğer kentleri temsil eden, onlara örnek olabilecek bir başkent olmalıydı. Ancak o yıllarda küçük kerpiç evlerin arasında, ancak Arnavut kaldırımlarıyla döşenebilen dar yollardan oluşan bir Ankara vardı. Susuz, ağaçsız bu Anadolu kasabasında yaygın ulaşım aracı ise eşeklerdi. Ankara’da sosyal hayatı ise var olan bir lokanta ve bir kıraathane simgeliyordu. Kısacası Ankara’da kente ait özellikler yakalamak oldukça zordu ama Ankara bir başkentti.

Ankara’nın sadece görüntüsü değil, Ankara’da yaşayan insanların yaşam tarzı da kentsel özellikler taşımıyordu. Kentler, farklılıkların belirginleştiği yerlerdir. Bu farklılıklar sokağa yansır ve birbirinden farklı özellikler taşıyan semtlerin oluşmasını sağlar. Oysa o yıllarda Ankara’da sokaktaki insanın birbirinden farkı yok gibiydi. Ekonomik durumlar birbirine yakın olduğu için insanların dış görünüşlerinde bir farklılık olmadığı gibi yaşam tarzları da benziyordu. Ankara’nın başkent ilan edildiği bu yıllarda sokaklarda afişlere rastlamak mümkün değildi. Sadece değişimin başladığının habercisi olan inşaatların yanında, inşaatı yapan şirketin tabelaları vardı. Aynı yıllarda İstanbul’un ise Ankara’ya göre kentli bir görüntüsü vardı. İstanbul, kendi içinde farklılıklar gösteren bir bütündü. Bir yanda çingenelerin oturduğu semtler diğer yanda sosyetenin oturduğu semtler vardı. Kentin bir bölümünde oteller yoğunlaşırken bir bölümünde eğlence yerleri yoğunlaşmıştı. İnsanların ekonomik durumlarındaki farklılıklardan dolayı ise batı usulü lüks lokantaların yanında aşçı dükkanları ( ucuz ve iyi yemek bulabileceğiniz yerler ) da bulunmaktaydı. İstanbul ekonomik durumları, kültürleri birbirinden farklı bir çok insanı birleştiren ve onlara farklı alternatifler sunabilen bir kentti. O yıllardaki standartlara göre ( Türkiye için ) devrimleri ve modernleşmeyi yansıtıyordu.

1925’te Ankara’da değişim başladı. Kentinde, sokaktaki insanında öncelikle dış görüntüsü değişmeye başladı. Kentte sokaklar, caddeler yapılmaya, ilk binalar yükselmeye başladı. Sokaktaki insan ise batıyı yani modernliği temsil eden kıyafetler giymeye başladı. Ankara kent, Ankara insanı ise kentli olmaya çalışıyordu.

Kentte devrimlere paralel olarak batılı bir yaşam tarzı kurulmaya çalışılıyordu. Açılan her yeni dükkan “asri” olduğunu iddia eden tabelalar asıyordu; Asri Kasap, Asri Bakkal... Asrileşmenin getirdiği bütün gerekler yerine getirilmeye çalışılıyordu. Çağa uygun devrimlere uygun yaşamak, kentli olmayı da beraberinde getiriyordu. Bu nedenle Ankara, cumhuriyetin ilanından sonra 4000 yıllık tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde değişti.

İlk modern lokantalar, gazinolar, lüks oteller, tiyatrolar ve sinemalar kent yaşantısındaki yerlerini almaya başladılar. Artık insanlar arasında farklılıklar belirmeye başlamıştı. Sokakta yürürken modern giyimli bir bayana da kara çarşaflı bir bayana da rastlayabiliyordunuz. Sadece dış görünüşlerde değil, yaşam tarzlarında da farklılıklar oluşmaya başlamıştı. Tiyatro sevenler kentin tiyatrosuna giderken sinema sevenler kentin sinemasına gidiyordu. Kentteki bu hareketlenmeler afişlerle kent insanına duyurulmaya başlandı. Sadece afişler kullanılıyordu çünkü herkese ulaşabilen alternatif bir iletişim aracı yoktu (sonraki yıllarda ise kendiliğinden uygulanan ve tekrarlanan bir tanıtım aracı olduğu için kullanılacaktır).

Kulüp Sinemasının, Tiyatrocu komik Sezi Bey’in temsillerinin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestra’sının konserlerinin afişleri sokaktaki yerlerini almaya başlamıştı. Sadece kültürel etkinlikler değil yeni olan her şey halka afişlerle duyuruluyordu. Yeni Türk Alfabesi de bunlardan biriydi. Yeni Türk Alfabesinin açılan millet dershaneleriyle halka öğretileceği ve kayıtların başladığı halka afişlerle duyuruluyordu. Ankara’da ağırlıklı olarak Millet Dershaneleri’nin afişleri ve var olan tek tiyatro ile sinemanın afişleri yer alıyordu. Oysa aynı yıllarda kent insanına çok fazla alternatif sunan İstanbul’da afişler de alternatifler kadar çeşitliydi. İstanbul’da afişler sadece haberdar etmek için değil, reklam amacıyla da kullanılıyordu. İşte bu, kentteki çeşitliliğin afişlere yansımasıydı. İstanbul’da afişlerin kullanım amaçları ve içerikleri yanında şekilleri de farklıydı. Duvara yapıştırılan küçük afişlerin yanında büyük afiş panolarda (billboard) bulunmaktaydı.

Ankara ve İstanbul arasında farklılıklar var ama afişler, afiş panolar her iki durumda da varlıklarını sürdürüyor. Çünkü onların formatları, işlevleri; çağın gereklerine ve kent insanının yaşam tarzına paralel olarak değişiyor.

Türkiye'de İhap HULUSİ ve Kenan TEMİZAN gibi ustalarla başlayan afiş sanatı, son yıllarda Yurdaer ALTINTAŞ, Mesut MANİOĞLU, Mengü ERTEL, Selçuk ÖNAL gibi sanatçıların çalışmalarıyla büyük ölçüde gelişti.

Yeta Bütüç / 25 Aralık 2001
21 Ocak 1981, Ankara Üniversitesi, Gazetecilik
yetabutuc @ hotmail.com






KAYNAKÇA
* Elli Yıllık Yaşantımız Ansiklopedisi; Milliyet Yayınları, İstanbul,1975
* Kazancı, Metin; “Kamuda Ve Özel Sektörde Halkla İlişkiler”, Turhan Kitapevi, Ankara, 1997
* Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi; İletişim Yayınları
* www.iletişimreklam.com
* Tolungüç, Ahmet; Turizmde Tanıtım Ve Reklam, Media Cat Yayınları, İstanbul, 1999
* Milliyet gazetesi arşivi; “Benim Yüzyılım”, 1999