Antakya- Ezan, Çan, Hazzan




Yapım Tarihi - Ekim 2003
Bölüm Sayısı - 6
Süre - 00:30:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe

Yönetmen - Kerime Senyücel
Yapımcı - Kerime Senyücel
Danışman - Prof. Dr. Ataman Demir
Metin Yazarı - Prof. Dr. Ataman Demir, Kerime Senyücel
Kameraman - Ali İhsan Açıkgözoğlu, Sarper Hokna, Hayri Çölaşan
Ses - Muharrem Arman, Orhan Tamer
Montaj - Yusuf Şen
Jenerik & Animasyon - Ajlan Altuğ
Müzik - Derya Köroğlu
Yapım-Yönetim Yardımcısı - Sibel Tekin
Set Fotoğrafları - Ali Ahıskalı

Bugünkü mütevazı yaşantısı içinde, 23 asırlık uzun ve soylu bir geçmişe sahip, çok tanrılı, Musevi Hıristiyan ve Müslüman toplumların kültürleriyle yoğrulmuş, zengin bir miras ile yaşayan,bir zamanlar doğunun kraliçesi olmuş, görmüş geçirmiş bir kent... Antakya...

Helenistik Dönemin, Doğu Roma İmparatorluğu'nun, Hıristiyanlığın, Mezopotamya'nın önemli bir merkezi, günümüzde İslamiyet, Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin kesişme noktası, Doğu'nun Kraliçesi Antakya...

Büyük İskender'in generallerinden Suriye Kralı Selevkos I Nikator'un M.Ö. 300'de kurduğu ve "Antioch" ismini verdiği, Doğu Roma İmparatorluğu'nun üçüncü büyük kenti, Hıristiyanlığın hac merkezlerinden biri, dünyaca önemli mozaik müzesinin bulunduğu, günümüzde de toplumsal ve dinsel hoşgörünün merkezi, Akdeniz kültürünün en Özgün kentlerinden biri.

Antakya'da Kurtuluş Caddesi, bugün bir köşesinde Hıristiyanlığın ilk yıllarından kalan bir kilise olan Habib-i Neccar Camii, Katolik Kilisesi olarak onarılan eski Antakya evi ve Yahudi Sinagogunu barındırır. Hazzan, sinagoglarda ilahi söyleyen güzel sesli kişilere verilen isimdir.

Günün bazı saatlerinde bu sesler birbirine karışarak yankılanır.

Bugünkü Kurtuluş Caddesinin 7 m. Altında olan Roma İmparatorluk Caddesi, diğer adıyla Kolonadlı Cadde, Princeton Üniversitesi'nin 1931-32'deki sondaj kazılarında tespit edildi.

Bugün İsrail ve Filistin arasında bir türlü çözülemeyen sorunlar yaşanıyorken Antakya'da Müslüman ve Musevi cemaatleri hoşgörü içinde yüzyıllardır bir arada yaşıyorlar.

Tarihi Kentler Birliği, 2002 yılında Anadolu'daki ilk buluşmasını kültürel miras açısından önemli bir kent olan Antakya'da gerçekleştirerek, kentin bu konudaki önemini vurgulamış oldu.

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından hazırlanan "ANTAKYA Ezan, Çan, Hazzan" adlı belgesel dizi, Antakya kentinin tarihini ve toplumsal yapısını vurguluyor.İnsan öğesini de içine katarak bugünün Antakya'sının öyküsünü anlatıyor.

Altı bölüm olarak hazırlanmakta olan belgeselin ilk bölümünün başlığı "Doğunun Kraliçesi"..Doğu Romanının 500 bine yakın nüfuslu İmparatorluk Kenti o dönemin Latin metinlerinde "Orientis Opicum Pulcrum" " Doğu'nun9 Kraliçesi" olarak geçiyor."Ben Hur" ve "Gladyatör" filmlerindeki hipodrom sahnelerinin geçtiği, Olimpiyatların yapıldığı, bugün dünyanın en seçkin Roma döşeme mozaiklerinin bulunduğu "Antioch" canlandırılacak.

İkinci bölümün alt başlığı- "Yeni Dinler..Yeni İnanışlar.." Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından kentin İslam kültüre geçişine kadar geçirdiği süreç yer almaktadır. Hıristiyanlığın ilk Gizli toplantılarının yapıldığı kentte yeni inanca ilk kez "Hıristiyan" adı verilmiştir. Bu kentte, Hıristiyanlık resmi dil olana kadar Roma ile Hıristiyanlığın mücadelesi yaşanmıştır.İsa'nın havarilerinden St. Pierre,St. Paul ve Barnabas ,Yeni dini ilk kez buradaki St. Pierre Mağara Kilisesinde Haçlı Seferleri'nin Kudüs'ten bir önceki hedefi Antakya'yı ele geçirmek olmuştur.Yavuz Sultan Selimin Osmanlı ülkesine katmasından sonra Antakya,mütevazı bir Anadolu kenti havasına bürünmüştür.

Daha sonra 1918-1937 arasındaki Fransız yönetimi; Türkiye'de tek devlet kent olan Antakya Devleti ve Atatürk'ün diplomasi dehasıyla anayurda katılış öyküsü, üçüncü bölümü oluşturacak.Bu bölümün başlığı da "Hatay Meselesi"...

Dördüncü bölümün alt başlığı "İnançların Kardeşliği"..Bugün ezan, çan ve hazzan seslerinin birbirine karıştığı hoşgörülü Antakya kentindeki inançların kardeşliği konusu ele alınacaktır.

Beşinci bölümün adı "Eski evlerin dili olsa"... Eski Antakya evlerinin terk edilmesi, apartmanlara taşınılması ,eski parke sokaklara beton dökülmesi, Yaşamın bu çerçevede değişmesi konu ediliyor.

Son iki bölüm ise kent, bugünkü canlılığıyla belgelenecektir.

Çekimleri Haziran 2002'de başlayarak Aralık 2003'nin sonuna kadar devam eden belgeselin post-prodüksiyonu devam etmektedir. Haziran ayında tamamlanacak olan belgeselin yeni yayın döneminde, Ekim 2003'te yayına girmesi düşünülmekte.

Belgeselin sponsoru Antakya'dan BYS Holding.

Antakya üzerine geniş bir araştırma içeren "Çağlar İçinde Antakya" adlı kitabın yazarı, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim elemanı Prof. Ataman Demir, belgeselin danışmanı ve Metin yazarı.

Kaynak
Kerime Senyücel










Antakya Ezan Çan Hazzan

Yönetmen - Kerime Senyücel
Yapımcı - Kerime Senyücel
Yapım Yardımcısı - Sibel Tekin
Yönetmen Yardımcısı - Sibel Tekin
Kameraman - Ali İhsan Açıkgözoğlu, Sarper Hokna, Alaettin Arda, Sezai Zabun, Hayri Çölaşan, Mehmet Kanal
Sesçi - Muharrem Çöp, Orhan Tamer, Necati Kaynarca, Hayati Aydın
Kurgu - Yusuf Şen
Danışman - Prof. Ataman Demir
Metin Yazarı - Prof. Ataman Demir, Kerime Senyücel
Seslendiren - Mehmet Ege
Özgün Müzik - Derya Köroğlu
Bölüm Sayısı Süresi - 6 x 30’
Yayın Tarihi - 30.10.2003

Altı bölümden oluşan bu yapımda; Antakya kentinin renkli tarihi, toplumsal yaşamı, mimarisi, dinler açısından önemi ve inanç turizmi konuları ele alınmaktadır.

1. Bölüm- “Doğunun Kraliçesi” başlığı ile Antakya kentinin Roma dönemi tarihi ele alınmaktadır. Dünyanın ikinci büyük mozaik müzesine sahip olan bu kentin mozaikleri, Roma Dönemi İmparatorluk Yolu’nun mozaik ve döşemeleri, Roma Villaları, Roma Dönemi Antakya halkı ve günlük yaşamları bilgisayar animasyonlarıyla anlatılmaktadır. Ayrıca Asi Nehri ve Amik Ovası sayesinde hala verimli topraklara sahip olan Antakya’nın günümüzdeki sosyal, ekonomik ve kültürel durumu hakkında bilgi verilmektedir. Programa; Antakya Ziraat Odası Başkanı Celal CİVELEK, Prof. Aslıhan YENER ve Antakya Belediye Başkanı İris ŞENTÜRK röportajları ile katılmaktadır.

2. Bölüm- “Yeni Dinler ve Yeni İnanışlar” başlığı ile tarihten günümüze depremler, salgınlar, Arap istilaları, Haçlı Seferleri, Hristiyanlık ve İslamiyet mücadelesiyle sürekli el değiştiren, yağmalarla zarar gören Antakya ele alınmaktadır. Antakya’nın renkli tarihi, dinler açısından önemi, dünyanın ilk kilisesi olan Saint Pierre Mağara Kilisesi’nde her yıl 29 Haziran’da din adamları ve kalabalık bir cemaatle yapılan ayin ve Kuran-ı Kerim’de Yasin suresinde adı geçen Habib-i Neccar’ın öyküsü anlatılmaktadır. Programa; Ressam ve Radyo Programcısı Reşhide MORALI, Celal CİVELEK, Araştırmacı Yazar Mehmet TEKİN ve Prof. Dr. Ataman DEMİR konuk olarak katılmakta ve konuyla ilgili görüşlerini aktarmaktadır.

3. Bölüm- “Hatay Meselesi” başlığı ile 7 Aralık 1918 ile 1937 tarihleri arasında Antakya’nın Fransızlar tarafından işgal edilmesi ve Fransız yönetimi, Antakya Devleti’nin kurulması ve daha sonra Antakya’nın 23 Temmuz 1939 tarihinde Türkiye’ye katılması konusu anlatılmaktadır. Programda; Nazmi KAL’ın “Anılarla Atatürk” adlı programında Hatay Devleti’nin ilk ve tek başkanı Tayfur SÖKMEN ile yaptığı röportaja da yer verilmektedir. Dışişleri Eski Bakanı Vahit HALEFOĞLU, Vahit HALEFOĞLU’nun eşi ve Suriye Devlet Başkanı’nın da kızı olan Zehra HALEFOĞLU, Hatay Devleti Başbakanı Abdurrahman MELEK’in oğlu Faik MELEK, Hatay Devleti Meclis Başkanı Abdülgani TÜRKMEN AĞA’nın torunu Münire KUSEYRİ ile Hatay Devleti hakkında röportajlar yapılmaktadır.

4. Bölüm- “İnançların Kardeşliği” başlığı ile Antakya’nın hoşgörülü din yapısı ele alınmaktadır. Alevilerin, Katolik ve Ortodoks Hristiyanların ve Musevilerin dini ibadet biçimlerinden kesitler sunulmakta, farklı dinlere mensup kişilerin Antakya’da barış içinde yaşamaları, gelenek ve göreneklerini nesilden nesile aktarmaları ve adetlerini nasıl sürdürdükleri konularına değinilmektedir. Programa Hatay İl Müftüsü Mustafa VARLI, Ermeni köylü Avadis DEMİRCİ ve Antakya Belediye Başkanı İris ŞENTÜRK katılmakta ve konuyla ilgili bilgiler aktarmaktadır.

5. Bölüm- “Eski Evlerin Dili Olsa” başlığı ile Antakya kent mimarisi ve zaman içindeki değişimi anlatılmaktadır. Antakya’daki evler, sokaklar, caddeler ve bunların kent yaşamına olan etkisi konu edilmekte, eski Antakya evleri anlatılmakta ve bu evlerin sakinleri, Reşit KUSEYRİ, Firuzan KUSEYRİ, Ahmet Bal, Fikret Bal ve Prof. Ataman DEMİR ve Antakya Belediye Başkanı İris ŞENTÜRK konuyla ilgili görüşlerini aktarmaktadır.

6. Bölüm- “Yaşayan Antakya” başlığı ile kentin sosyal yaşamı ele alınmaktadır. Harbiyeli sanatçılar ve sivil toplum kuruluşları hakkında bilgilere, yöresel yemeklerden örneklere, ticareti önemli ölçüde etkileyen İpek Böcekçiliği’ne, defne sabunu üretiminin yanı sıra kent halkının günlük yaşamından kesitlere ve inanç turizmine yer verilmektedir. Programda; Antakya Belediye Başkanı İris ŞENTÜRK, Sikke ve Maden Oyma Ustası İbrahim SÜNER ve Taş Ustası Abdullah ÖZALP ile yapılan röportajlar da yer almaktadır.

Program 2003 yılında Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği “En İyi Belgesel Ödülü” ile aynı yıl “Çağdaş Gazeteciler Derneği En İyi Belgesel Ödülü”nü kazanmıştır.






Kaynak
Geçmişten Geleceğe Belgeler... Bilgiler... 1968/2008
TRT Arşiv Dairesi Başkanlığı, N. Beyhan Karadağ













Eski evlerin dili olsa...

Yapım ve yönetmenliğini Kerime Senyücel’in yaptığı “Antakya, Ezan Çan, Hazzan” adlı belgesel, kentin tarihi ve toplumsal yapısını insan öğesini de içine katarak ekranlara getiriyor.

Belgeselin bugün ekrana gelecek bölümünde “Eski Evlerin Dili Olsa” başlığı altında evler, sokaklar, caddeler ve bunların kent yaşamına etkisi ele alınıyor. Antakya’da Roma ve Osmanlı dönemi etkisi taşıyan avluları çeviren duvarlarla dışa kapanmış, mahrem alanın korunduğu eski evlerin yerini, Fransız işgali döneminde balkonlarla dışa açılmış binaları görmek mümkün. Bu dönemde yapılmış eserler arasında ilk apartman örnekleri göze çarpıyor. Bugün ise kentin beton yığını haline dönüşü, mimari açıdan özgünlük taşımayan apartmanların, yaşam alanlarını nasıl daralttığı yansıyor ekranlara. Kentin zenginleri eski evlerini terk ederek apartmanlara taşındıktan sonra eski evler de maddi sıkıntı çeken, bu evlere bakmaya gücü yetmeyen bir kesime bırakılmış durumda. Apartman yaşamına alışamayıp eski evlere geri dönenler de yok değil. Eskiden bu sokaklarda Roma döneminden kalan ortasında yağmur sularının Asi’ye akmasını sağlayan olukların bulunduğu doğal taşlar döşeliyken, son yıllardaki yanlış uygulamalar nedeni ile betonla kaplanmış... Bugün Antakya Belediyesi, eski görünümünü kazandırmaya çalışıyor. Kentin sadece sokakları değil, caddeleri de kendine özgü bir kimlik taşıyor. Roma döneminde imparatorluk yolu olan Kurtuluş Caddesi, Fransız dönemi mimarisinin en iyi örneklerinden biri. Bugün kültür parkuru haline getirilmeye çalışılan bölgede Habib-i Neccar Camii, Katolik Kilisesi ve Havra üçgenini görmek mükün. Eski güzelliğini yavaş yavaş kaybeden Antakya’dan ilginç görüntüler “Antakya, Ezan, Çan, Hazzan” belgeseli farkıyla ekranlara geliyor. TRT 2 / 23.05

Kaynak
27 Kasım 2003 / Zaman









Ezan; Çan- Hazan Bir Şiir dizesi...
Bir Deyim'in kaynağı...

Beki L. Bahar Ezan, çan, hazan; bazen de Çan, ezan, hazan... Bu üç sözcük bir arada ne çok kullanılır oldu bu son yıllarda... Konuşmalarda yer alıyor, TRT'nin hazırladığı Antakya ağırlıklı bir belgesel diziye bu başlık uygun bulunuyor vb. Bu üç sözcük 1989 yayınlanan "Doğada Düğün" şiir kitabımda "Boğazda Bir Yerde Ortaköy'de" adlı şiirimde iki kez geçer. Bu şiir ilgi çekti pek çok gazete ve dergide yer aldı. 26 Nisan 1992'de Ortaköy meydan ve çevre düzenleme töreninde zamanın Belediye Başkanı Sayın Ayfer Feray tarafından okundu; şiirin yazılı olduğu iki levha da meydana asıldı... Bir deyime dönüşen ezan, çan, hazan terör olayları sonrası medyada da yer aldı. Son olarak bu sözcükler Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün katkılarıyla temizlenen sokak ve Beth-İsrael Sinagogu'nun açılış töreninde söylendi. Bir pankartta yer aldı. Şiir bu bazen bir çırpıda yazılır bazen yıllar geçer noktalayamazsınız. Nerden esinlenmiş, aklıma gelmişti? Düşüne düşüne çocukluğuma 1935-1937 yıllarına vardım... Bankalar Caddesi'nden Ziya Paşa Yokuşu'nun girişindeki apartmanın birinci katında, amcam Leon Morhayim otururdu. Çocukları olmamıştı. Yengem Tant Liza beni sever, şımartır, yatıya alıkoyduğunda keyfime diyecek olmazdı... Dairenin arka tarafı bir küçük meydana, bir avluya bakardı. Tek katlı derme çatma, oda oda binalarda fakir fukara aileler otururdu. Yaşamları avluda geçerdi. Kadınlar kapılarının eşiğinde çamaşır yıkar, misafir kabul, sofrasını kurar yer, konuşmaları, kavgaları kulaklarıma erişirdi. Gerçek bir tiyatro. O avluya bakan pencerede bıraksalar saatlerce kalabilirdim. Avluya tepeden bakan bir kule ve tepesinde kocaman iki çan görülürdü... "Las Kampanas de Sen Jorj" (Aziz Jorj Çanları) derlerdi... Zamanı geldiğinde İleri geri sallandıklarında özellikle Pazar sabahları sesleri kulaklarıma çok ama çok ahenkli gelirdi... Bugün bile Duyar gibiyim... Az ileride Bankalar Caddesi'ni tramvay yolu denilen kısımda halen görülebilen Okçu Musa Camisi vardır. 34-35 yıllarında bitişiğinde o zamanlar yükselen apartmanın birinci katında otururduk... O yıllarda cami minarelerinde hoparlör yoktu. O gürültülü çevrede ezan sesi kaybolurdu. Ama çok çok erken saatlerde bazı bazı beni uyandırırken kulaklarımda bir hoş seda bırakır Tanrı'nın bir seslenişi gibi gelirdi... Hazan... Gençliğinde, babam dindardı, konuyu da bilirdi... Bekarken annemle evlendiği ilk yılda da Sirkeci'de oturmuşlar. Babam Sirkeci'deki Çorapçı Han Sinagogu müdavimlerindenmiş. Bayramlarda sesi çok güzel olduğundan ücretsiz hazanlık da yaparmış... Kendisi hiç söz etmese de annem hayranlıkla anlatırdı. Galata'ya taşındığımızda İtalyan Sinagogu'na gider oldu. 1936 yılı olabilir. Bir Kipur günü olmalı sinagog giriş kapısında dikilmiş babamı görmeyi umuyorum. İçeriye almıyorlar kah bir ağızdan bir ilahi, kah bir güzel solo sesi geliyor... Babamın sesine benzetiyorum... Annemin "hazan" dediği bu olmalı... Babam söylemiyor ama çocuk işte, babama yakıştırmaktan mutluluk veya gurur duymuştum. 1937 sonbaharında yerleştiğimiz Ankara'da oturduğumuz Yenişehir Atatürk Bulvarı'nda bu üç ses hiç duyulmazdı. Yalnızlığımda İstanbul'u özler, anımsarken uzaklardan dalga dalga Ezan, Çan, Hazan sesleri kulaklarımda yankılanırdı...

salom.com.tr/241203/prspektif003.htm








Antakya; Ezan, Çan ve Hazan’ın öyküsü

Belgesel hakkında geniş bilgi veren yönetmen Kerime Senyücel, Antakya’nın; Helenistik dönemin, Doğu Roma İmparatorluğu’nun, Hıristiyanlığın, Mezopotamya’nın önemli bir merkezi; günümüzde İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin kesişme noktası ve Doğu’nun kraliçesi olduğunu söylüyor.

Çekimleri geçtiğimiz günlerde tamamlanan Antakya, Ezan, Çan, Hazan belgeseli mütevazı yaşantısı içinde, 23 asırlık uzun ve soylu bir geçmişe sahip, çok tanrılı, Musevi, Hıristiyan ve Müslüman toplumların kültürleriyle yoğrulmuş, zengin bir miras ile yaşayan, bir zamanlar ‘Doğu’nun Kraliçesi’ olmuş, görmüş geçirmiş bir kent olan Antakya ilinin tüm yönlerini ekrana getiriyor. Yapım ve yönetmenliğini Kerime Senyücel’in yaptığı belgeselin danışmanlığını ve Metin yazarlığını ise, Antakya üzerine geniş bir araştırma içeren “Çağlar İçinde Antakya” adlı kitabın yazarı, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Ataman Demir yapmış. Belgesel hakkında geniş bilgi veren yönetmen Kerime Senyücel, Antakya’nın; Helenistik dönemin, Doğu Roma İmparatorluğu’nun, Hıristiyanlığın, Mezopotamya’nın önemli bir merkezi; günümüzde İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin kesişme noktası ve Doğu’nun kraliçesi olduğunu söylüyor. Belgesel dolayısıyla Antakya hakkında geniş bilgiye sahip olma imkanı bulduklarını belirten Senyücel şöyle devam ediyor- “Büyük İskender’in generallerinden Suriye Kralı Selevkos Nikator’un M.Ö. 300’de kurduğu ve “Antioch” ismini verdiği, Doğu Roma İmparatorluğu’nun üçüncü büyük kenti, olan Antakya Hıristiyanlığın hac merkezlerinden biri, dünyaca önemli mozaik müzesinin bulunduğu, günümüzde de toplumsal ve dinsel hoşgörünün merkezi, Akdeniz kültürünün en Özgün kentlerinden biri.”

Antakya’da Roma İmparatorluk Yolu olarak bilinen Kurtuluş Caddesi, bugün bir köşesinde Hristiyanlığın ilk yıllarından kalan bir kilise olan Habib–i Neccar Camii, Katolik Kilisesi olarak onarılan eski Antakya evi ve Yahudi sinagogunu barındırdığını belirten Senyücel, günün bazı saatlerinde ezan, çan ve hazan seslerinin birbirine karıştığını ve bugün İsrail ve Filistin arasında bir türlü çözülemeyen sorunlar yaşanıyorken Antakya’da Müslüman ve Musevi cemaatlerinin hoşgörü içinde yüzyıllardır bir arada yaşadıklarını söylüyor. Belgeselde ilk olarak, Doğu Roma’nın 750 bin nüfuslu imparatorluk kenti olan, “Ben Hur” ve “Gladyatör” filmlerindeki hipodrom sahnelerinin geçtiği, olimpiyatların yapıldığı, bugün dünyanın en seçkin Roma döşeme mozaiklerinin bulunduğu “Antioch”un canlandırılacağını belirten Kerime Senyücel, şöyle devam ediyor- “İkinci bölümde, Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından kentin İslam kültürüne geçişine kadar geçirdiği süreç yer almaktadır. Hıristiyanlığın ilk Gizli toplantılarının yapıldığı kentte yeni inanca ilk kez “Hıristiyan” adı verilmiştir. Roma ile Hıristiyanlığın mücadelesinin ardından kent Hristiyanlık–İslam çatışmalarına da Tanık olmuştur. Egemenlik, iki kültür arasında sürekli el değiştirmiş ve Haçlı Seferleri’nin Kudüs’ten bir önceki hedefi Antakya’yı ele geçirmek olmuştur. İslam egemenliğine geçişlerin sonrasında ise mütevazı bir Anadolu kenti havasına bürünmüş olan kent daha sonra 1918 –1937 arasındaki Fransız yönetimi; Türkiye’de tek devlet kent olan Antakya Devleti ve Atatürk’ün diplomasi dehasıyla anayurda katılış öyküsü, üçüncü bölümü oluşturacak.”

Büyük bir özveri ile çalıştıklarını belirten yönetmen ve yapımcı Kerime Senyücel “Belgeselin post –prodüksiyonu devam ettiğini belirterek belgeselin yeni yayın döneminde, yani Eylül 2003’te yayına girmesi için tüm hazırlıklarımızı tamamladık.” dedi. Televizyon Servisi

Zaman 16.05.2003