Likya - Mavi Uygarlık



Yapım Tarihi - 2001
Süre - 00:26:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam
Bölüm Sayısı - 3

Yönetmen - Meryem Doğan
Yapımcı - Nihat Onat, TRT İzmir Televizyonu
Kamera - Binali Erdoğan, Fuat ÖKTEM
Metin Yazarı - Doç. Dr. Nevzat Çelik
Kurgu - Tarkan KIZILHAN

TRT Ekibi
Nihat Onat
Tamer Salman
Meryem Doğan
Fuat Öktem
Binali Erdoğan
Mustafa Çimen

Sualtı ekibi
Erhan Özcan ( Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi )
Prof. Dr. Adnan Tokaç
Doç. Dr. Altan Lök
Doç. Dr. Cengiz Metin
Levent Konuk

Lykia tarihi, Ksanthos, Patara, Letoon, Tlos, Antiphellos, Phellos, Theimiussa,
Simena, Dolikiste, Hoyran, Kyenai, Bellephon Mezarı, Saklı Kent, Telmessos ve
yol anıtı, Aminthas'ın mezarı, Kadianda, Kayaköy, Gemili Adası, Pınara, Myra,
Aziz Nikholas ve kilisesi, Andrake, Sura, Limyra, Artkanda, Olypmhos, Phaselis,
Tam bir Lykia arkeolojisi, eserleri, mitolojisi, çizimleri, kabartmaları,
rekostrüksiyonlar...

Teke yarımadasındaki Likya uygarlığının antik kentlerini, anıt yapılarını, doğasını ve bunların izinde elde edilen sosyal yaşamı, dünü bugünüyle ele alan üç bölümlük bir belgesel. Belgeselin birinci bölümünde, Likya'lıların ilk yerleşim yeri olan Dirmil, başkant Ksanthos ve halkların özgürlük mücadelesi; Patara, dinsel merkez Letoon ve yükseklerin egemeni Tlos, mimarisi, doğası ve sosyal yaşamlarıyla ele alınmaktadır.

Uluslararası Kubaba Arkeoloji Belgeselleri Festivaline Katıldı. 31 Mart 2002



Kaynak
Uluslararası Kubaba Arkeoloji Belgeselleri Festivali Katalogu.


1. Bölüm - Işık Ülkesi
BSB Arşiv No - 560
Teke yarımadasındaki Likya uygarlığının antik kentlerini, anıt yapılarını,
doğasını ve bunların izinde elde edilen sosyal yaşamı, dünü bugünüyle ele alan
üç bölümlük belgesel program. Programın birinci bölümünde, Likyalıların ilk
yerleşim yeri olan Dirmil, başkent Ksanthos ve halkının özgürlük mücadelesi;
Patara, dinsel merkez Letoon ve yükseklerin egemeni Tlos, mimarisi, doğası ve
sosyal yaşamlarıyla ele alınmaktadır.





Likya - Mavi Uygarlık


6 Eylül Çarşamba günü eski adı Simena, yeni adı Kaleköy 'de ilk dalışı yapana
kadar rüyanın gerçek olacağına inanmamıştım. TRT İzmir Televizyonu tarafından
Likya Mavi Uygarlık belgeseli çekilecekti. Belgeselde havadan ve denizden
görüntülerin yanı sıra sualtı görüntüleri de kullanılacaktı. Ve ben sualtı
kameramanı olarak bu belgeselde görev alacaktım.

Gerekli İzinler alınıyor ...
Çekim yapılacak bölgeler 1.dereceden sit alanı olduğu için buralarda değil dalış
yapmak, denize girmek bile yasaktı. Bölgede dalış yapmak için Kültür Bakanlığı
Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden izin almak gerekiyordu. Dalışlar, Bodrum
Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü 'nün belirleyeceği kurallara uyulması, gerekli
güvenlik önlemlerinin alınması, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinden
görevlendirilecek bir Sualtı Arkeologunun denetiminde Sahil Güvenlik Bölge, Grup
ve Bot Komutanlıkları ile koordinasyon kurmak şartıyla yapılacaktı. Uzun süredir
sualtı çekimleri için gerekli yerlerden izin almak için bekleniyordu. Süre
uzayınca tamamen umutsuzluğa kapılmıştım. Dalış ve çekim izni alınamayacak veya
süre daha da uzayacak diye gergin bekleyişe girmiştim. Daha sonra ekip lideri,
program müdürü Nihat Onat beni arayarak 5 Eylül 'de Kekova 'da buluşacağımızı
söyleyince kulaklarıma inanamadım.

Kekova 'da dalmak...
Hele hele bir de sualtı belgesel çekiminde görev almak ... Bunlar benim için bir
rüyaydı. Sualtına gönül vermiş herkesin yapmak isteyeceği bir dalış olacaktı.
Bir ömür boyu bir kez yakalanabilecek bir fırsat... Likya Mavi Uygarlık isimli
belgeselin sualtı çekimlerinde ben de görevlendirildim.

Ekip toplanıyor...
5 Eylül tarihinde ekibin buluşma noktası olan Demre 'ye (bugünkü adı Kale)
ulaştık. Dalgıç ve TRT ekipleri İzmir 'den, uzman Sualtı Arkeologu ise Bodrum
'dan geliyordu. Akşam saatlerinde tüm ekip bir araya geldi. Ertesi gün Demre
'den teknelere binmek üzere tarihi Andriake bölgesi Çayağzı'na doğru hareket
ettik. Kaymakamlık ve Sahil Güvenlik birimleri ile yapılan görüşmeler sonunda
dalış öncesi son izinler de alındı ve ilk dalışımızı yapmak üzere Simena 'ya
geldik.

İlk dalış...
Gerekli tüm izinler alınmış olmasına rağmen içimde sanki son anda bir aksilik
olacakmış gibi bir his vardı ve Murphy'nin kanunu burada da çalıştı. Sabah
saatlerinde hafif şiddetle esen rüzgar kuvvetini arttırmış ve fırtınaya
dönüşmüştü. Tekne küçük bir sal gibi bir sağa bir sola sallanıyordu. Sahil
Güvenlik Komutanlığı'ndan daha sonra öğrendiğimize göre 7 şiddetinde fırtına ile
karşı karşıya idik. Yöre balıkçıları daha önce böyle bir fırtına görmediklerini
söylediler.

Daha sonra duyduklarımıza göre Kaş 'ta ve Fethiye 'de bu fırtınada batan
tekneler olmuştu. Fırtına denizin dibini kaldırarak görüş mesafesini olumsuz
olarak etkilemişti. Bizim fazla zamanımız yoktu çünkü alınan dalış izinler
sadece 3 gün için geçerli idi. Bugün deniz fırtınalı, yarın dalalım diye bir
düşünceye sahip olma lüksümüz yoktu. Tabi ki güvenlik tedbirlerini de alarak
kazasız bir dalış yapmak görevimizdi. Bu şartlar göz önüne alınarak sualtını
taramak, video ve fotoğraf ekipmanlarının çalışmalarını kontrol etmek amacıyla
dalış yapmaya karar verdik. Ayrıca elde edilen görüntüleri izleyerek bundan
sonraki çekimlerde izlememiz gereken stratejimizi belirlemeyi amaçladık. İlk
dalışımız çok çalkantılı ve bulanık bir suda yapıldı. Dalış bölgelerinin nerede
olduklarını aldığımız izin şartlarına uyarak açıklamamız istendi. Biz de seve
seve bu isteğe uyacağız. Olumsuz hava ve deniz şartlarına rağmen 33 dakika Süren
(derinlik vermekte sakınca olabilir) güzel bir dalış yaptık.

Simena
Bugünkü Kaleköy 'ün üzerine inşa edildiği Simena önemli bir Likya (Lykia)
şehridir. Tarihi şehir üzerine kurulan köy sakinleri balıkçılık yaparak
geçimlerini sağlamaktadır. Turizmin gelişmesi ile kıyıda yatlara hizmet veren
restoran işletmeciliği de önemli gelir kaynağı olmuştur. Genç kızlar ve hanımlar
el işi çalışmalarını ve diğer turistik eşyaları satarak aile bütçelerine katkıda
bulunmaktadırlar. Satış sırasında yöre hakkında turistlere bilgi vererek bir
nevi rehberlik hizmeti de sunmaktadırlar. Kaleköy 'e karadan doğrudan ulaşım
yoktur. Buranın bakir kalmasının önemli sebeplerinden birisi de budur. Gerçekten
doğa harikası bir bölgedir. Suyun içindeki Likya lahiti adeta ülkemizin
sembollerinden birisidir. Kıyıdaki iskelelerden birisine yaklaştıktan sonra
evlerin içinden ve bahçesinden geçerek yukarıdaki kaleye ulaşılır. Ortaçağ 'da
kullanılan bu kalenin içinde kayalara oyulmuş 7 oturma sırası ile 300 kişilik
tiyatro Likya şehirleri arasında en büyüklerindendir. Bulunan yazıtlar köyün
tarihinin M.Ö.4. yüzyıla dayandığını gösterir.

İkinci dalış...
Ertesi gün dalışları daha erken saatte yapmaya karar verdik. Erken saatlerde
deniz durgun, dip daha berrak oluyordu. İlk günkü çekimler görüş kalitesi
açısından bizi tatmin etmedi. İkinci gün dalışlar asıl konumuz olan bölgelerde
yapılacaktı ve çok önemliydi. Çünkü zamanımız kısıtlıydı. Dalış bölgesine
ulaştığımızda her şey bir gün öncesine göre çok daha olumlu idi. Deniz durgun ve
berraktı. Kayalık dik yamaçtan derinlere giden güzel bir dalış bölgesine
dalacaktık. Dalışlarımızı fazla derin olmayan bölgelere ve dekomprasyonsuz
olarak planladık. Amacımız Likya Uygarlığına ait olabilecek görüntüler almaktı.
Büyük bir heyecanla dalışımıza başladık. Derinlerde dolaşırken biraz ileride
doğal olmayan bir dip yapısı fark ettim. Biraz yaklaştığımda dipteki cisimlerin
amfora olduğunu gördüm. Burası müthiş bir amfora tarlası idi. Amforaların
tiplerine göre buradaki batık gemi Bizans dönemine aitti. Her tarafta kırık
amforalar vardı. Sağlam olanlarının çok önceleri yağmalanmış olabileceğini
düşündüm. Gemi, kötü hava şartlarında dalga ve akıntıların etkisi ile kayalara
çarpmış olabilirdi. Çarpmanın etkisi ile amforalar kayalık zeminden dibe doğru
uzun bir yolculuğa çıkmış olmalıydı. Gemi enkazını göremedik ama kumluk zeminin
altında yattığını düşündük. Tarihi eserleri, amfora tarlaları, fauna ve florası
ile mükemmel bir dalış olmuştu. Bir rüya gerçek olmuştu.

Kekova Adası (Geyikova Adası)
Simena'nın tam karşısında doğu-batı istikametinde uzanan adadır. Adanın karaya
bakan kısmına Sakız Deresi mevkii denir. Kaya içine oyulmuş evler ve diğer
kalıntılar buranın Likya dönemine ait olduğunu gösterir, fakat bu şehrin ismi
bilinmemektedir. Adanın batı ucundaki Tersane Koyu yatçıların uğrak yeridir.
Burada bulunan Bizans dönemine ait kilise geçtiğimiz yıllarda çıkan çok kuvvetli
fırtınanın ektisi ile yıkılmıştır. Batık şehrin devamı olarak su içinde Kaya
evlerin kalıntıları görülmektedir. Denizin içine inen merdivenler dramatik
görüntüler oluşturmaktadır. Ada ve etrafındaki Aperlai ve Simena gibi şehirler
M.S. 5 Ağustos 240 yılında çok kuvvetli bir depremden etkilenmişlerdir. Bu
deprem sonrasında Likya şehirlerinde büyük hasar olmuş, yapılar denize doğru
kaymıştır.

Üçüncü Dalış...
Akşam otelimizde çektiğimiz görüntüleri izlerken keyiflendik. Gerçekten güzel
görüntüler elde etmiştik ve keyfimiz yerine gelmişti. Birkaç eksiklik
tamamlandıktan sonra her şey sualtı çekimlerimiz tamamlanacaktı. Eksiklerimizin
neler olduğu üzerinde konuşarak ertesi gün yapılacak dalışı planladık. Sabah
erken saatte daha önce dalış yapmış olduğumuz bölgelerden birisine daldık.
Bölgeyi daha önce görmüş olmamıza rağmen geçmişe dalmanın verdiği heyecan ilk
gün dalışında olduğu gibi devam ediyordu. Amfora tarlaları içinde ilk dalışımız
ve muhtemelen son dalışımız olacaktı. Bu yüzden dalışın keyfini çıkardık.Bir
belgesel çekiminde aktif görev almak, hem de bir sualtı belgeselinde... Hem de
Kekova gibi doğa harikası bir bölgede... Umarım her Dalgıç böyle bir tecrübe
yaşar.

Son söz...
Özellikle Kekova Adası'na Kaş, Üçağız, Demre ve diğer turistik bölgelerden
tabanı cam olup sualtını izleme imkanı olan tekneler yoğun faaliyet
göstermektedirler. Buralara dalış ne kadar yasak da olsa cam tabanlı tekneler
ile aşağıdaki tüm güzellikler (üstelik dipte havanın bitmesi gibi bir problem
olmadan) izlenebiliniyor. Bu yoğun tekne trafiğinin çevre bölgelerde yaşayanlara
önemli bir gelir kaynağı olduğu inkar edilemez. Ancak, bu yoğunluğun çevreye ve
aşağıdaki tarihi zenginliklerimize verebileceği potansiyel zararlar da iyi
hesaplanmalı. Bu bölgelerin çok eskiden talan edildiğini hepimiz biliyoruz.
Ancak burada daha nice değerli tarihi eserlerin bulunma olasılığı da çok yüksek.
Sualtı Arkeologu Erhan Özcan 'ın ifadesine göre bu bölgede arkeolojik araştırma
yapmak Bodrum Müzesi'nin ileriye dönük planları arasında mevcut. Bugünlerde çok
sık tartışılan denizlerimizdeki yasakların kaldırılması konusunda ben de her
sualtı gönüllüsü gibi yasakların kontrollü olarak kaldırılmasını savunmaktayım.
Ancak, bu kadar potansiyeli olan bir bölgede henüz araştırma yapılmadan dalış
yasağının kalkmasını istemek biraz abartılı olmuyor mu?

Lütfen biraz duyarlı olalım. Bu bölgelerde dalış yasağı olmasına rağmen tarihi
değerleri korumak zor oluyor. Bir de dalış yasağı kaldırılırsa ne olur diye
hepimizin düşünmesi gerekir. Dalışlarımızda genel olarak büyük, ekonomik değeri
olan balıklarla neredeyse hiç karşılaşmadık. Bu bölgelerin dalışa yasak bölgeler
olduğu için orfoz gibi diğer bölgelerde zıpkınla bol bol avlanılan balıklar için
bir "kurtarılmış bölge" olacağını düşünmüştüm. Fakat, yanılmışım. Bunun nedenini
çok merak ediyorum!



Faydalanılan Kaynaklar
Akşit,İ., "Işık Ülkesi Lykia", Akşit Kültür Turizm Sanat Ajans Ltd.Şti.,2000
Alpözen, O., "Batık Kentler"



Kaynak
Yazı ve Fotoğraflar, Levent Konuk