Yapım Tarihi - 2013
Süre - 00:28:06
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - Özgür Oruç
Her insan farklı bir coğrafyayı vatan olarak kabul edebilir. Bir başka ülkede
yaşamayı arzulayabilir, göç edebilir. Ancak, bir halkın gönülsüz bir şekilde
topluca başka ülkelere gitmesi… Gidenler kadar kalanları da yaralamalı. Kalanlar
yaralanmıyorsa vicdanlar kirlenmiş demektir.
2.
Filmamed Belgesel Film Festivali, Proje Destek Yarışması Ödülü. 2012
3. Filmamed Belgesel Film Festivali, Finalist. 2013
1. Mezopotamya Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2013
Kaynak
kabukyapim.com
BİR BELGESELİN Yol HİKAYESİ
Toprağından uzak yaşayan Süryanilerin hikayesi, yönetmen Özgür Oruç ve ekibi
tarafından AVADA KADEVRA ismi ile beyaz perdeye yansıtılıyor. Daha önce
sitemizde yer alan ve arkadaşımız Özcan Geçer'in Yerli Yabancılar adlı yazısında
geçen Avada Kadevra (Abra Kadabra) kelimesinden esinlenerek düşünülen bu çalışma
için sitemizle iletişim kuran yönetmen Özgür Oruç ile belgesel çalışmaları
hakkında konuştuk.
‘’Süryaniler konusunda belgesel yapmak fikri nasıl oluştu?‘’
Anadolu ve Mezopotamya’nın kültürel zenginliği ile ilgili bir projeyi hayata
geçirmeyi istiyorduk. Elbette, bakıldığında bu topraklardaki farklı kültürler ve
farklı uygarlıkların çeşitliliğini ve zenginliklerini önce öğrenmek ve
sonrasında da paylaşmak istedik. Ancak araştırmaya başlarken, mozaik olarak
adlandırılan Anadolu ve Mezopotamya’nın renginin maalesef solmakta olduğunu
gördük. İsveç’te yaptığımız görüşmelerde merak ettiğimiz noktalardan biri
diasporada yaşamak zorunda kalan Süryanilerin kendilerini bir renk olarak nasıl
tanımladığı ile ilgili bir soruydu:
“Sizce Süryaniler hangi renk?”
Aldığımız cevaplar şaşırtıcıydı. Şöyle düşünelim. Kendi vatanlarında sayıları
çok çok azalan bir halk Süryaniler. Biz bu söyleşiyi yaparken bile şu anda;
köyüne, toprağına, dağına, taşına, tarihine, kilisesine ve barışa Özlem duyarken
ölen insanlar var. Günümüzde başka topraklar üzerinde yaşamaya çalışan bir
toplum. Sıcak memleketlerin; yazı yaz, kışı kış olan toprakların insanları.
Şimdilerde ise; insanlar, bir yılın sekiz-dokuz ayının kış olduğu topraklarda
yaşıyorlar. Bu insanlara, kendilerini hangi renge benzetiyorlar diye bir soru
soruluyor. Cevaplamakta zorlanıyorlar, haklılar... Hangimiz böyle bir soruya
cevap vermekte zorlanmayız ki. Cevap veren insanların gözlerinde parlayan ışık,
ne yazık ki verdikleri cevaplara çoğunlukla yansımıyor.
Diaspora'da Toprağa Duyulan ÖzlemSüryaniler için “solan bir renk” ya da “siyah”
olduklarını söyleyenler oldu. Dünya kültür mirasına büyük katkılar yapmış bu
halk, Shabo Aho’nun da dediği gibi bembeyaz Orkide çiçeği gibi. Evet, orkide
güzel bir çiçek, ama bir bardak salep uğruna toplana toplana kalmadı bu
topraklarda. Herhangi bir internet sayfasını açtığınızda Anadolu’da konuşulan,
var olan kültürleri rakamsal değerlerle ve yer göstererek yazarlar. Ama
gerçekliğe baktığınızda bunun böyle olmadığını, olsa bile zaman geçtikçe çok
azalıp, zeminin kaymaya başladığını göreceksiniz. Evet, zenginlik var, ama
kaybolmanın farkındalığı da yakıcı yüzünü gösteriyor. Aynı Ubıhça’yı bu
topraklarda konuşan son insanın 90’lı yıllarda ölmesi gibi...Kaç Êzidi kaldı
ki…Stockholm’de Sara Teyze şunları söylemişti- “Bizim burada ne işimiz var. Siz
neden buralara geldiniz? Bu soğuk ülkeye! Evimizde de olabilirdik.
Topraklarımızda da çekebilirdik bu filmi.”
Her insan farklı bir coğrafyayı vatan olarak kabul edebilir. Bir başka ülkede
yaşamayı arzulayabilir, göç edebilir. Ancak, bir halkın gönülsüz bir şekilde
topluca başka ülkelere gitmesi…Gidenler kadar kalanları da yaralamalı. Kalanlar
yaralanmıyorsa vicdanlar kirlenmiş demektir. İsveç’te konuştuğumuz istisnasız
herkes, gönülsüz bir ayrılmanın olduğunu kesin kez söyledi. Olumsuz şartların
insanları göçe zorladığını, 70’li yıllardaki Kıbrıs süreci ile kaos ortamının
son noktaya çıktığını belirtiler.
Diaspora'da Toprağa Duyulan Özlem _Fehmi BeyYoksa Avrupa’ya çıkma gibi bir
niyetlerinin olmadığını üzerine basa basa vurguladılar. Bunları düşününce bu
filmi yapmakta haklı olduğumuzu düşündük. Tamamlandığında da Sara Teyze gibi
binlerce insanın köyüne, toprağına olan hasretini seyirciyle paylaşmayı
planlıyoruz. Kanunlar kadar zihniyetin değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu
film gibi, herkesin kültürlerin, değerlerin, zenginliklerin kaybolmaması adına
kendince bir şeyler yapmasını umuyoruz.
Çünkü küçük gibi görülen adımlar birleşince büyüyebiliyor. Avada Kadevra'yı en
başından beri bu filmin adı olarak düşündük. Özcan Geçer'in Yerli Yabancılar
adlı yazısı bizlere rehberlik etti. Bir söz düşünelim ki, o sözü yaratan
insanlarla o söz dizisinin arasında büyük bir bağ olsun. Sanırım enderdir böyle
bir durum. Her dilde kendine yer etmiş bir söz, Abra Kadabra. Yok edişle - yok
edilmek istenenle ilgili bir şeyler çağrıştıran bir anlamı vardır. Birçok dil,
bu söz dizisini çeviriye gerek duymadan benimsemiş. Bu söz insanlık için
beynelmilel bir zenginlik olduğu kadar, çıkış yeri ve onu dünyaya kazandıranlar
açısından da bizleri yakından ilgilendirmekte. Farklı teorilere göre; kelime
anlamı “SÖYLEDİĞİM GİBİ YOK OL” ya da “SÖYLEDİĞİM GİBİ OL” anlamlarına gelen
ABRA KADABRA Süryanice kökenli bir söz. Genel anlamda şöyle bilinir- “AVADA
KADEVRA” Süryanilerin binlerce yıldır yaşadıkları bölge TURABDİN’de çok kısa bir
zaman dilimi içinde, sanki bir sihirbazın “ABRA KADABRA”sıyla yok olacak kadar
azalmaları; bizleri bir ironi yapmaya yönlendiriyor. Bu sözü yaratanların
günümüzdeki yansıması, yine o sözle bağlantılı…
‘’Belgeselde neyi amaçlıyorsunuz?’’
Amaçladığımız nokta, Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın bu kültürel çeşitliliğine ve
canlılığına vurgu yapmak. Bu filmle birlikte bir farkındalık oluşması en büyük
temennimiz. Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan insanların bu topraklar
üzerinde var olan kültürleri tanıması en büyük arzumuz. İnsan tanımadığı şeye
karşı düşmanlık Duyar, insanlar tanımadıkları için düşman oluyorlar. Bize
öğretilen şey hep homojenlik olmuştur. Aslında bunun böyle olmadığı aşikar.
Belgesel Çalışmaları Esnasında -Kenanİsveç’te bir sohbet sırasında sevgili Kenan
Kerimo bir anısını paylaştı. Öğrencilik zamanında yanına sürgün edilen yeğenini,
ortaokulda sınıf arkadaşlarıyla tanıştırırken sınıftakilerin şaşkınlığını tarif
etmede zorlanıyor. Yeğeninin adı George. O öğrenciler George adında bir Süryani
ile ilk kez karşılaşıyorlar. Ortalama bir Türk öğrencisi için tam travmalık bir
durum. Alınan eğitim tekçi olunca, gerçek hayatında kanlı canlı bir başka
kültürden insanla karşılaşınca sudan çıkmış bir balık gibi oluyoruz. Bu nasıl
Türk! Hem de adı George! Burada travmayı yaşayan da sadece George olmuyor tabii
ki. George’lar sadece televizyonda olmaz, bazen komşumuz, bazen sınıf
arkadaşımız olur. Belki gönül verdiğimiz olur. Bahaneyle “Seni seviyorum”(*)un
Süryanicesini de öğreniriz. Zenginlik bu değil de nedir?
Bir şey daha anlatayım. 2010 yılı içerisinde bir Mardin gezimizde, hep tekrar
eden bir ses bizi kendisine doğru çekmişti. Dar sokaklardan ilerleyince
kıpkırmızı kızgın bir demiri döven, gözlüklerinin üzerinden bakan bir demirciyle
karşılaştık. Tanıştıktan sonra,“Süryaniler nerede?” diye sorduk. Dedi ki- “Onlar
gitti.” ,“Nereye gittiler?”dedik. Birkaç ülke saydı- “Almanya, Fransa, İsveç…
Avrupa…”, “Neden gittiler?” dediğimizde, kıvılcımlar saçan ocağın önünde
yaptığımız sohbette şunu söyledi- “Aslında, biz onları rahat bırakmadık. Vallahi
rahat bırakmadık.” Bu sözü uzun uzun düşünmek gerek. Düşünülmeden o kadar çok
şey yapılmış ki bu topraklarda, o kadar çok kalp kırılmış ki, bu sözü gerçekten
düşünmek gerek. O Demirci, bugün Süryani halkının bu toprakları bırakıp
gitmesinden rahatsız. Belki de çekicini her indirdiğinde o günlere dair
anımsadığı bir olay geliyor aklına. Hiç değilse uykudan bir dakika önce bu
sözleri tekrarlamak bizleri, vicdanımızı rahatlatacaktır. Bu sözleri Fehmi
Bargello- “Eğer o Demirci elli yıl önce böyle deseydi, biz buralara gelmezdik.
Vatanımızda olurduk”diye yorumluyor. Arınmak mümkündür elbette.
Soğuk Bir İsveç Günü, Kilise Önünde‘’Belgeselin ilk ayağı olan İsveç’e gidişiniz
ve oradaki çekim serüveninizi detaylarıyla paylaşır mısınız?’’
İsveç’te bulunduğunuz süre içerisinde bize desteklerini esirgemeyen herkese
teşekkürü bir borç biliriz. Varlıkları bize kuvvet verdi. Özellikle Çenet Ailesi
tanıştığımız güzel insanlardan. İsveç’teki dostlarımızın hiçbirinin desteği
unutulacak gibi değil. Bizler İsveç’te olduğumuz süre zarfında olabildiğince çok
insanla görüşmeyi istemiştik. Malmö’de kaldığımız süre içinde o bölgede yaşayan
bireylerle de görüşmeyi arzuladık. Ancak bizle görüşmeyi Landskrona’da sadece
bir aile kabul etti. Diğerlerinin görüşmek istememesindeki nedenin altında yatan
durumları anlayabiliyoruz. Onların endişelerine ortak oluyoruz, empati yapmak da
gerekiyor gerçekten. Hazırladığımız demo filmde de Behiye, 32 yıldır hissettiği
özlemi, geri dönüş isteğini, barışa olan özlemini tüm kalbiyle dile getiriyor.
O gün, Behiye ve Şirin Teyze ile tanışmak için evlerine gittiğimizde bize kapıyı
açan, yaşlı bir kadının hasretiydi aslında. Güçlü olmaya çalışan Behiye’nin
annesi Şirin Teyze, sabah aldığı bir telefonla kız kardeşinin Avustralya’da
vefat ettiğini öğrenmiş. O gün, bir halkın bir ailesinin bir yaşlı kadını
bizlere daha tek bir kelime etmeden yaşlı gözleriyle insanların, ailelerin, bir
halkın farklı farklı kıtalardaki parçalanmışlığını en derinden hissettirdi. Ne
söylenebilir ki daha fazla…
Şirin Teyzeİsveç’te istisnasız herkesin gözünde köylerinin, memleketlerinin
özlemini görmek mümkün. Mardin’den, Midyat’tan, Qıllıt’tan ve diğer başka
yerlerden konu açıldığında “Bizim oralarda…”diye başlayan cümleler bağların
kopmasının çok da mümkün olmadığını ispatlar haldeydi. Bu istek, bu Özlem
filmimizi düşlerken ne kadar haklı olduğumuzu da ortaya koydu. Belgesel filmin
ana teması tamamen hasret ve Özlem üzerine. Eğer biz Avrupa’da bu hasreti
göremeseydik, yıkılırdık. “Doğduğun yer değil, doyduğun yerdir vatan” cümlesinin
geçerliliği de kalmıyor böylece. Yine Stockholm’de Sara Teyze; içindeki hasreti,
özlemi, beraber yaşama isteğini defalarca tekrar tekrar söylerken, ellerini
yukarıya kaldırarak yarım Türkçesiyle “Beraber…Hep beraber” diye kinden uzak,
kardeşlik için Allah’a yakarıyordu.
Bu insanlara İsveç hükümetinin verdiği sosyal ve kültürel hakları görünce
elbette sevindik. Ziyaretimiz sırasında eve gelen Sara’yla ilgilenen özel
bakıcılar, görevliler 94 yaşındaki Sara’nın hayatını kolaylaştırmakta, ama aynı
zamanda bizleri de şaşırtmaktaydılar. Ancak her toplumun, her kültürün kendi
vatanında olması anlamlıdır. Sara’yla tekrar buluşabilmek ve gözlerindeki
samimiyeti, yüreğindeki hasretti paylaşmayı istiyoruz. Kültür Bakanı Ertuğrul
Günay’ın Yorgun Herakles’i Anadolu’ya - kendi yurduna - geri getirmek için
verdiği mücadeleyi biliyoruz. Bu insanların yurtlarından binlerce kilometre
uzakta toprak hasreti içinde olmaları, geri dönme istekleri göz ardı edilmemeli.
Yorgun Herakles kırk yıl aradan sonra bedeninin diğer yarısına, bacaklarına
kavuştu; ancak yurtlarına kavuşmayı bekleyen binlerce insan hasret içerisinde.
‘‘Belgeselin ikinci ayağını ne zaman tamamlamayı planlıyorsunuz ve orada neler
yapmak istiyorsunuz?’’
Film Ekibi ve Yaşlı Süryaniler İsveç’te Şubat ayında tamamladığımız çekimlere
önümüzdeki dönemde de Mardin ve çevresinde devam etmek istiyoruz. Yurda
döndüğümüzde, aklımıza gelip de İsveç’te çekemediğimiz, konuşamadığımız o kadar
çok kişi olmuş ki, bunları düşününce hayıflanıyoruz. Şu aşamada önümüzde Mardin
çekimleri duruyor. Planlamamızı bu yönde yapmaya çalışıyoruz. Böylece film
bütünlüklü bir şekilde yol alacak. İsteğimiz filmi, doğal akışı içerisinde
gerekli çekimleri yaparak tamamlamaktır. Bunun için de farklı tarihlerde farklı
yerlerde çekim yapma düşüncemiz var. Tarihler çok kesin olmamakla birlikte aşağı
yukarı böyle diyebiliriz.
‘’Aktarmak istedikleriniz, beklentileriniz?’’
Böylesine bir projenin maddi ve manevi katkılar sunulmadan yapılması önemli bir
özveri gerektiriyor. Bu projenin arzuladığımız çerçevede tamamlanması için katkı
sunabilecek herkesin desteğini bekliyor ve tanışmayı istiyoruz. Yorgun Sara’nın
dediği gibi,“İsveç’te, bu soğuk ülkede ne işimiz var!” Belki Sara’yı
topraklarında çekeriz. Evinde…
Umarız, suryaniler.com site ekibi olarak proje başlangıcından beri sağlamaya
çalıştığımız desteği sürdürmeye devam ederiz. Sizlere kültürümüze dair göstermiş
olduğunuz çaba için teşekkür ediyor , bu tür çalışmaların bir belge niteliğinde
yarınlara hakkıyla taşınması için de desteklerin esirgenmemesini diliyoruz.
Başarılar...
Film için hazırlanan Tanıtım Videosunu İzlemek için link - https://vimeo.com/40086179