Yapım Tarihi - 2019
Süresi - 00:37:00
Format - Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen Director - Fatih Pınar
Görüntü Yönetmeni Director of Photography - Fatih Pınar
Kurgu Editing - Burcu Kolbay, Fatih Pınar
Ses Sound - Murat Çelikkol
Yapımcı Producer - Bergen Assembly 2019
İletişim Contact - fatihpinara@yahoo.com
Ülkemizde her yıl binlerce işçi çalışırken ölüyor. İş Cinayeti Almanağı
verilerine göre 2018’de en az 1872 işçi çalışırken öldü. Bu vahim tablonun
değişmesi için Adalet Arayan İşçi Aileleri 2008’den beri mücadele ediyor. Film,
ailelerin mücadelesinin özellikle 2019’da geldiği aşamaya odaklanıyor.
Belgeselin merkezinde işçilerin göz göre göre öldüğü, işçi sağlığı ve iş
güvenliği tedbirleri alınsaydı hiçbirinin ölmeyeceği gerçeği duruyor. Bu nedenle
işçilerin ölümü “Kaza değil, cinayet!” olarak nitelendiriliyor. Sokakta,
yakınlarını kaybettikleri cinayet mahallerinde, adliyelerde, tüm susturulma
çabasına rağmen mücadele etmeye devam eden aileler, “Yası tutulmayan işçiler
için mücadele verilemez” diyerek ölenleri anmaya, yaşayanlar için mücadele
etmeye çağırıyor.
The film documents the collective struggle against ‘work-related serial murders’
in Turkey. In 2018, at least 1,872 people died due to preventable causes while
working. In 2008, a group of families mourning loved ones, victims of work-related
murders, came together as Workers’ Families Seeking Justice. They translated
their shared grief into a demand for justice: “We are the families of workers
who lost their lives in preventable work-related accidents and occupational
diseases. That is why we call them ‘work-related murders’. Those who are
responsible for them were never exposed to a just judicial process and continue
to enjoy full impunity.
10. Hangi İnsan Hakları? Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2019
Kaynak
Hangi İnsan Hakları? Film Festivali
Kaza Değil Cinayet
“Başkalarının acılarına bakmak” Sontag’dan beri her zaman bir parça problem
taşır bağrında. Acı senin değildir. Ne kadar anlayıp yansıtabilirsin ki?
Başkalarının yerine söz almak mıdır aslolan? Başkasının yerine söz alınabilir
mi? Anlamak için ille de acının ocağına kor olup düşmesi mi gerekir?
Yaşadığımız dünya hepimizi çeşitli ölçülerde yaralıyor. Hiçbirimiz yaralardan
azade değiliz. Dünyayı yaralarımızdan bakarak anlıyoruz. Yaralarımız belli
noktalarda birleşiyor. Dilimiz, dinimiz, mensubu olduğumuz sınıfımız,
cinsiyetimiz, etnik kökenimiz anlamsızlaşıyoruz. Çırılçıplak insan olarak
kalıveriyoruz. Hepimiz bir anda koskoca bir ailenin parçası haline geliyoruz.
İnsanlığın kadim değerleri imdadımıza koşuyor anlama çabamızda.
Antigone, kardeşi Polyneikes öldürülüp kurda kuşa yem olarak bırakılmak
istendiğinde, onun bedenini alıp gömmek, yasını tutmak istemiş. Neredeyse 2500
yıl önce. Antigone’nin verdiği mücadele, tutmak istediği yas bizlere hiç de
yabancı değil, anlayabiliyoruz. Tam olarak ne yaşadığını anlayamasak da empati
kurup yanında durabiliriz. Antigone’ye acısında, yasında refakat ediyoruz.
Durmaya çalışıyoruz. Bedenin bedene yan yana durmaktan dolayı bile güç verdiğine
inanıyoruz. Başka insanı yanında hissetmek, atılan adımları biraz daha
güçlendiriyor. On bir yıldır iş cinayetleri son bulsun diye verdiğimiz
mücadelede en net gördüğümüz olgulardan biri bu. Refakat kelimesi bize
yapabileceğimiz en anlamlı eylem olarak görünüyor.
Yas tutmak, kayıpla birlikte geliyor. Kaybettiğimiz bizim en kıymetlimiz,
istisnasız her zaman. Eğer herhangi bir yas tutuyorsak, öncelikle dinlenmek,
anlanmak istiyoruz. İnsan olarak hiçbirimize yabancı bir durum değil bu. Hepimiz
tanıyoruz. Kişi olarak evimizde tuttuğumuz yas bir yere kadar ortaklaşıyor, ama
bazı yaslar var ki hanelerden sokaklara taşıyor. Birden hepimize, insanım diyen
herkese kendini dayatıyor. İşte bu noktada yas da şekil değiştiriyor.
Dinlenmekten, anlaşılmaktan daha fazlasını istiyor. Kaybın faillerinin
cezalandırılmasını talep ediyor. İş cinayetlerinde sevdiklerini kaybeden
ailelere refakatimiz sırasında öğrendiğimiz ikinci olgu devreye giriyor:
dayanışma. Dinle, anlamaya çalış, failleri yargılatma çabamızda bize destek ver.
Aynı acıyı yaşamasak da, kendi yaralarımızdan bakarak anlamaya çalışsak da,
yapabileceğimiz daha büyük bir şey var: dayanışmak. Adımlarımızı adımlarının
ritmine uydurmaya çalışarak önlerinde, yanlarında değil, ama arkalarında,
onlarla birlikte, onların gölgesinde, onlarının sesinin yankısında adım atmaya
çalışmak.
Adorno’dan beri biliyoruz ki: Gözümüzdeki kıymık en iyi büyüteçtir. Bir yerden
yaralandıysak bir kere, yaramızdan bakarız dünyaya. Yaramızdan doğru anlarız
dünyayı. Benzer yaralar alan insanlar daha kolay yan yana gelir. Acının
kardeşliğinde buluşurlar. Birbirlerini gözlerinden tanırlar. Konuştukları gibi
kimse konuşamaz, acının dilidir, dilleri. Dinleyenler ancak kendi yaralarının
izin verdiği ölçüde anlayabilir, ama her zaman refakat etme şansları vardır.
Çıktıkları yolda seslerinin daha yüksek çıkmasına, daha duyulur olmasına refakat
edebilme imkânları vardır. Dayanışmadır bu. Dağları yerinden oynatmak değildir
belki, ama küçücük taşları yoldan çekmektir. Herkesin yapabileceği kadardır,
fazlası değil.
Mücadelemizde olduğu gibi belgeselimizde de ailelere refakat ettik. Nasıl ki
adımlarımız takip ettiyse onları bir adım geriden, kameramız da aynı şekilde
takip etti. Hakikat onların sesi, onların sözcükleri. Biz sizlere taşımaya
çalıştık. Dediler ki “Başkaları da bizim çektiğimizi çekmesin, bizim gibi
canları yanmasın, bizim gibi yas tutmasın.” Dediler ki “Anlatmakla, durmaksızın
anlatmakla acımız tazelenmez. Gün geçmiyor ki biz acımızı aynı şiddetiyle
yaşamayalım. Bir gün olsun, bir saniye olsun unutmadık ki!” Tam da burada
unutmamak, unutturmamak, bellek devreye giriyor. Her şey çok kolay unutuluyor.
Acıyla ilintiliyse daha da çabuk uzaklaştırılmak, unutulmak isteniyor. Haneye
bir kez kor düşmüşse, unutmak ne mümkün! Unutturmamaya, hatırlatmaya çalışıyoruz
biz de. Yaptığımız sadece yakınlarını kaybeden ailelerin omuzlarındaki yükü bir
nebze olsun hafifletmeye çalışmak, seslerini duyurmaya çalışmak oldu. Unutmak
istemediklerini, unutturmamak istediklerini belleklere kazımaya çalışmak.
Yası tutulmayanın mücadelesi verilemez dedik. Dayanışarak ancak yasın
tutulmasına, mücadele verilmesine destek olabiliriz. Başkasının adına
konuşamayız, dilimiz lal olur, ancak sesini yankılayabiliriz. Hasan Hüseyin’in
dediği gibi “Acıyı bal eyledik” diyorsa aileler, biz sizi yas tutup mücadele
etmeye, dayanışmaya davet edebiliriz. Yapabileceğimiz en hakikatli eylem çağrısı
budur: Hakikati bir kez gördüyseniz, bir kez göz göze geldiyseniz, susma, durma,
harekete geçmeme hakkınız yok. Dünyanın neresinde olursanız olun, belki de
hakkınız olmayan tek eylemdir bu! Edip Cansever’in dediği gibi, “Ölü mü denir
şimdi onlara”, eğer yaşayanlar yankılıyorsa hayallerini, seslerini, devam
ettiriyorsa öykülerini, tutuyorsa yaslarını, soruyorsa hesaplarını...
Kamera: Fatih Pınar
Kurgu: Fatih Pınar, Burcu Kolbay
Müzik: Kırkbinsinek
İlk gösterim: 15 Kasım 20019 saat: 20:00 Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi
'Kaza Değil Cinayet' belgeseli 15 Kasım’da gösterime giriyor
Fatih Pınar’ın çektiği, Burcu Kolbay ile birlikte kurguladıkları belgesel olan
“Kaza Değil Cinayet” 15 Kasım’da İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde
izleyiciyle buluşacak.
İnşaat İş Sendikası sosyal medya hesabından 'Adalet Arayan İşçi Ailelerine' dair
Fatih Pınar’ın çektiği, Burcu Kolbay ile birlikte kurguladıkları “Kaza Değil
Cinayet” belgeselinin 15 Kasım’da saat 20:00’da Cemil Candaş Kültür
Merkezi/Şişli’de gösterime gireceğini duyurdu.
05.11.2019
İnşaat-İş Sendikası
Adalet Arayan İşçi Ailelerine dair çekilen “Kaza Değil Cinayet” Belgeseli 15
Kasım’da Saat:20:00’da Cemil Candaş Kültür Merkezi/Şişli’de gösterime girecek.
Tüm üyelerimize ve emek dostlarına çağrımızdır.
“Kaza Değil, Cinayet” Belgesel Gösterimi
Adalet Arayan İşçi Aileleri’ni 2012 yılından beri Galatasaray Meydanı’nda
tuttukları Vicdan ve Adalet Nöbeti ile biliyoruz. 28 Nisan’ın İş Cinayetlerinde
Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmesi için İstiklal Caddesi’nde
her yıl yaptıkları yürüyüş ise bu seneye kadar düzenli olarak devam etti.
Ailelerin hukuki mücadelesi sürerken, onlara destek verenler ise her yıl
hazırlanan İş Cinayetleri Almanak’ı ile kamuoyundaki derin sessizliği bozuyor.
Ancak 75. nöbetten beri Galatasaray Meydanı ailelere yasaklanmış durumda. Her ay
yaptıkları basın açıklamasında yaşadıkları hukuksuzluk ve adaletsizliğe daha
fazla ses çıkarılmasını talep eden aileler bir başkasının daha canı yanmasın
diyerek çok kısıtlı bir destekle mücadelelerini sürdürüyor. Fatih Pınar’ın
hazırladığı “Kaza Değil, Cinayet” belgeseli bu mücadeleyi kayıt altına alan ve
Türkiye’de iş cinayetlerine dair mevcut olan duyarsızlığı ve sessizliği
bozacağını umut ettiğimiz bir film. Belgesel, 10. Hangi İnsan Hakları Film
Festivali’nde izlenebilecek. İlk gösterim 15 Kasım 2019’da saat 20:00’de Cemil
Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yapılacak.
5 Kasım 2019
EMEK VE ADALET PLATFORMU
"Kaza Değil Cinayet" Belgesel Gösterimi Yapıldı
Adalet Arayan İşçi Aileleri, Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yönetmenliğini
Fatih Pınar'ın yaptığı “Kaza Değil Cinayet” isimli belgeselin gösterimini yaptı.
Yönetmen Fatih Pınar, iş cinayetleri olnadın diye mücadele eden aileler gördük
ki pek çok engelle karşılaştı. Ben de onların istediği gibi bu sesi duyurmak
için kameranı bir araç olarak kullanmış oldum" dedi.
İSTANBUL - Adalet Arayan İşçi Aileleri 2012 yılından bu yana iş cinayetlerinde
kaybettikleri yakınlarının yasını tutup faillerinin cezalandırılması mücadelesi
verirken, seslerini duyurmaya çalışıyor. Adalet Arayan İşçi Aileleri 8 yıldır
"Bizim canımız yandı başka canlar yanmasın, artık iş cinayetleri olmasın"
diyerek mahkemeleri de birlikte takip ettiler. Her yıl 'Bu sonuncusu olsun'
temennisiyle İş Cinayetleri Almanağı yayınladılar. Adalet Arayan İşçi Aileleri
bu mücadeleyi bir belgeselle de anlatmak istedi.
"Failleri Yargılatma Çabamızda Bize Destek Ver"
"Kişi olarak evimizde tuttuğumuz yas bir yere kadar ortaklaşıyor, ama bazı
yaslar var ki hanelerden sokaklara taşıyor. Birden hepimize, insanım diyen
herkese kendini dayatıyor. İşte bu noktada yas da şekil değiştiriyor.
Dinlenmekten, anlaşılmaktan daha fazlasını istiyor. Kaybın faillerinin
cezalandırılmasını talep ediyor. İş cinayetlerinde sevdiklerini kaybeden
ailelere refakatimiz sırasında öğrendiğimiz ikinci olgu devreye giriyor:
dayanışma. Dinle, anlamaya çalış, failleri yargılatma çabamızda bize destek ver.
" diyordu Adalet Arayan İşçi Aileleri belgesel gösteriminin çağrısında...
Ailelerin yıllar süren bu mücadelesi Fatih Pınar'ın çektiği görüntüler, Bir Umut
Derneği'nin arşivindeki kayıtlarla bir belgesele dönüştü.
Fatih Pınar'ın Adalet Arayan İşçi Aileleri'nin yaptıkları anmalarda
açıklamalarda, iş cinayeti davalarında çektiği görüntüler Burcu Kolbay ile
yaptıkları kurgu ile Kaza Değil Cinayet" adlı belgesele dönüştü.
Adalet Arayan İşçi Aileleri'nin , Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi'nde
düzenledikleri bir etkinlikle Türkiye'de ilk kez gösterime girdi.
Belgesel daha önce Norveç'te uluslararası bir etkinlikte gösterime sunulmuştu.
"Ağır Vicdansızlık ve Adaletsizliklerle Karşılaştık"
Gösterim öncesi Adalet Arayana Destek grubundan avukat Murat Deha Boduroğlu
konuşmasında, yıllardır iş cinayetleri ile ilgili davaları takip ettiklerini, bu
davalar sırasında ağır vicdansızlık ve adaletsizliklerle karşılaştıklarını ve
bunların halen devam etmekte olduğunu söyledi.
Bu sırada birçok belge, doküman, video toplamış olduklarını, bu arşivin de bu
mücadeleyi anlatmasını istediklerini belirten Boduroğlu "İş cinayetlerine karşı
yıllardır verilen mücadelenin unutulmaması, iş cinayetlerine dikkat çeken bir
belge olması amacıyla böyle bir belgesel yapmaya karar verdik” dedi. Ve belgesel
gösterimine başlandı.
Ailelerin iş cinayetlerine dikkat çekmek için İstiklal Caddesi’nde yaptıkları
yürüyüşler, Galatasaray Meydanı'ndaki Vicdan ve Adalet Nöbetleri, iş
cinayetlerinin yaşandığı yerlerde yağıkan anmalar... Davutpaşa, Ostim, Marmara
Park AVM, Soma, Esenyurt Doğa Hastanesi.. Bir türlü adil yargılamanın
yapılmadığı davalar sonrası yapılan açıklamalar... Ve ailelerin yakınlarının
yasını dahi tutamayıp bu acımasızlığa her yıl her ay artarak devam eden iş
cinayetlerine isyanı...
Bazı anlarda izleyen herkes nefesini tuttu sanki... Hem boğazlarda bir düğüm,
hem 'Yeter artık!" diye yükseltilmek istenen ama tutulan bir isyan çığlığı...
"Adalet Bizim İçin O Gün Öldü"
Hakkı Güleç: "Savcı ve hakim bir yerlerden emir alıyorsa, suçluyu aklıyorsa biz
buna karşı sessiz mi kalalım? Yargı duruşmasında savcı bize ne dedi biliyor
musunuz?' Adalete güvenmeyin!' Bizim için zaten Adalet o gün öldü!"
Hacer Erdem: "Niye sokakta adalet aratıyorsun bana. Saraya soktuğun adaleti
çıkar halka ver, adil bir yargılama yap, ben de sokak sokak aramayayım adaleti."
"Ekmeğini Kazananın Önüne Barikat Kuruluyor"
Erdinç Eroğlu "Oğlum orada ölmüş , canını kaybetmiş, bir işçi de yaralanmış
orada. Daha bir kişi bir gün ceza yatmadı. Böyle adalet mi olur ya? Lanet olsun
böyle adalete!" Eylem Can: "Emeğe saygı yok. Ekmeğini kazanan insanın önüne
barikat kuruluyor, anmak isteyen insanın önüne barikat kuruluyor."
Ve 74 ay Vicdan Adalet Nöbeti'ni yaptıkları Galatasaray Meydanı'nın Adalet
Arayan İşçi Aileleri'ne kapatılması..
Hakkı Güleç "Ben 11 senedir ölen kardeşim için adalet arıyorum. Buradaki
insanların kimi eşini, kimi oğlunu, kimi kızını kaybetti. Birleri para
kazanacak, birileri rüşvet alacak, hiçbir önlem alınmayacak. Sonra 'Bu bir
kazadır' denilecek! Bu bir cinayettir!"
"Bu Kararla Yargının Bağımsız Olmadığını Anladık"
Erdinç Eroğlu:" Sorumluları, suçluları belli olduğu halde bunlara en alt
sınırdan ceza verilerek bu dava katledilmiştir. Böyle hakimler olduğu sürece
böyle cezalar verildiği sürece iş cinayetleri devam edecek. Geçtiğimiz yıl 1023
işçi öldü, önümüzdeki sene bu hakimler sayesinde 2923 olur. Bu ülkede yargının
bağımsız olmadığını bu mahkeme kararıyla anladık."
" Sizin İçin de Geç Olmadan..."
"Buradaki insanlarla empati kurun. Sizin için de geç olmadan mikrofonlarımızı
açın ve bizim sesimizi duyurun! Başka canlar yanmasın iş cinayetleri
olmasın!"diyor bir Adalet ve Vicdan Nöbeti'nde Hakkı Güleç...
Tüm bunlar üstüne aileleri isyan ettiren bir şey daha vardı: İşçi sınıfının
kapitalizme karşı birlik ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta Bakırköy'de 1 Mayıs'ı
kutlamaya giden sendikaların da Adalet Arayan İşçi Aileleri'ne devletin ve
sermayenin davrandığı gibi davranması ve söz vermemesiydi...
Görüntüler geçmeye devam ediyor... Adalet Arayan İşçi Aileleri'nin her eyleminde
boğazımda duran o yumruk, içimde büyüyen ama çıkaramadığım o çığlık not alan,
görüntü alan elimi durduruyor... Görüntülerden çok azı bilmediğim anlar...
"Kameramı Bir Araç Olarak Kullandım"
Belgesel gösteriminden sonra konuşma yapan yönetmen Fatih Pınar, iş
cinayetlerinin olmaması için mücadele veren ailelerin sesini duyurmak
istediklerini ifade eden Pınar, "Fakat adaletsizlikle karşılaşıldığı gibi bu
adalet arayışına ses olmak isteyenler de engelleniyor" diyerek Rabia Naz'ın
ölümüne ilişkin haber yapmaya çalışan gazetecilerin gözaltına alındıklarını
hatırlattı.
Adalet arayan ailelerin sesi olabilmek için kamerayı bir araç olarak
kullandığını belirten Pınar, “Burada konuşması, sesini duyurması gereken
aramızdaki aileler" diyerek sözü ailelere bıraktı.
"Bu Son Belgesel Olsun"
Pınar’ın ardından konuşma yapan iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin aileleri
belgeselde emeği geçenlere ve kendilerini yalnız bırakmayan herkese teşekkür
etti.
İdris Çabuk, Adalet Arayan İşçi Aileleri'nin her yıl hazırlıdıkları İş
Cinayetleri Almanağı'na başlarken tekrar ettikleri temenniyi bir kez de belgesel
için ifade etti:
"İş Cinayetlerini anlatan bir belgesel daha izledik. Umarız bu son belgesel
olsun."