Yapım Tarihi - 2004
Süre - 00:55:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, Betacam SP
Yönetmen - Savaş Güvezne
Yapımcı -
STEM
Yönetmen Yardımcısı - Bingöl Elmas
Antalya kurulana dek Pamfilya’nın tek liman kenti. Side, Anadolu dilinde 'nar'
anlamı gelmekte. Bu özellik ve yazıtlardan elde edilen bilgiler, kentin
tarihinin Hititlere kadar uzandığını gösteriyor. 1896'da Girit'ten getirilen
göçmenler tarafından Selimiye adında bir köy kurulur. Belgeselin tanıkları
burada ortaya çıkar. İkinci, üçüncü nesil yetişmiştir. Girit'ten Anadolu'ya
geliş... tek kelime Türkçe bilmeden bir antik kent içinde yerleşmek...
Kültürleri ve hayatta kalma azimlerinden başka bir şeyleri yoktur. Maniler,
otlar, peksimetler giderek yok olur, geriye hâlâ eski Giritçeyi konuşan 24 kişi
kalır...
Kalimerhaba Side
Osmanlı Bankası Müzesi Sineması'nda...
Osmanlı Bankası Müzesi Sineması'nda "Arkeoloji / Tarihsel Miras" teması altında,
9 Şubat 2006 Perşembe günü, saat 19:00'da Kalimerhaba Side adlı film gösterilecek.
Yönetmenliğini Savaş Güvezne'nin yaptığı filmin ardından, Yıldız Teknik
Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Elçin Macar, "Nüfus Mübadelesinde
Girit'ten Anadolu'ya -Anadolu'dan Girit'e- Bir Karşılaştırma" başlıklı söyleşiyi
gerçekleştirecek.
Belgesel, 1896'da Girit'ten Side'ye getirilen göçmenlerin yaşamına tanıklık
ediyor. Yeni yurtlarına kültürlerinden ve hayatta kalma azimlerinden başka
hiçbir şey getiremeyen göçmenlerin nesiller boyu yaşadığı değişimi anlatıyor.
Anadolu'ya tek kelime Türkçe bilmeden gelerek bir antik kente yerleşen bu
insanlar, zaman içinde kültürlerini kaybediyor ve 3. nesil'e gelindiğinde eski
Giritçeyi konuşabilen sadece 24 kişi kalıyor.
Girit`ten Anadolu`ya
Savaş Güvezne`nin 1896`da Girit`ten Anadolu`ya göçenleri ve sonrasında yetişen
ikinci, üçüncü nesli konu aldığı belgeseli `Kalimerhaba Side`yi seyrederken
gayri resmi tarihin ne kadar geç keşfedildiğini düşünüyorum bir kez daha.
Kurtuluş Savaşı`ndan kalan gazilerini 80 yıl sonra çekmeyi akıl eden Türkiye
Sarıkamış`ı da yeni keşfediyor.
Olağanüstü zengin imparatorluk coğrafyasından süzülen inanılmaz insan
öykülerinin taş kuyularda kaybolan seslerini düşünüyorum. Derin sessizliğe
gömülen kuşakları. Yapılan kıyımları, haksızlıkları ve dillerini sineye çekip
saklanan kimlikleri çevremde gözden geçiriyorum. Haydarabad`a gelin giden
kadınların öyküleri, Japonya`ya 80 yaşında sürülen Abdül Reşit İbrahim Efendi ya
da onun kızının Mısır kralının yaveriyle evlenmesi, asil aileden bu gelinin
yaptığı İngilizce Kur`an-ı Kerim çevirilerini Avrupa`nın dört bir yanına yayma
çabası iki cümleye sıkışmış bir geçmiş bugün. Rusya Leningrad`da esir düşen bir
dedenin kadın giysileriyle kaçırılma öyküsü ve ne yazık ki hiç sormadık neler
olduğunu diye hayıflanan dünün gençleri. Ailemin Girit`ten gelen kolu değil
sadece, beni Girit`e çeken, yok olan insan öyküleri ve acılar esas derdim.
Hanya`nın zengin Müslümanları ve mübadele öncesi 40.000 olan nüfusun 1920`de
19.000`e düşmesinin ardında yapılan mezalim var, korku var. Çünkü Giritli Rumlar
1895`ten itibaren milliyetçi çeteler kurarak ayaklanıyor. Rum milliyetçiliği
Müslümanları taciz ediyor. Müslümanlar Kandiye`de toplanmaya başlıyorlar.
1896`da Sidia`da bütün Müslümanları katlediyorlar. 1896-97 göçleri Girit`ten
Kuzey Afrika`ya, İzmir`e ve Libya Şahat Kirenaika oluyor. Orada Bedevilerle
kültür uyuşmazlığı yaşayınca Anadolu`ya geliyorlar. 1906`da katliam ve baskı
artınca yeni bir göç dalgası doğuyor.
Avrupalı gibi giyinen, Rumca konuşan bu insanları Anadolu köylerinde de pek
kabul etmiyorlar. 2. göç dalgasında Suriye`nin Şam kentinde kurulan El Muhacirin
Mahallesi hala mevcut. 1922`de 48.000 mülteci Girit`ten kopuyor. İlk mübadele
gemisinin kaptanı Mustafa Deli Ahmedakis. Girit`ten Türkiye`ye gelen 22.800
civarı. Aynı yıl 32.000 Rum da Anadolu`dan Girit`e göç ediyor. Sadece Türklerin
yaptığı bazı işler vardır ki, lüks lambası teknisyenliği ya da gemi kılavuzluğu
gibi, Yunanistan, Bakanlar Kurulu kararı çıkararak bazı Türkleri Girit`te
tutuyor. Girit macerasının son temsilcilerini anlatan belgesel çok etkileyici.
Onların anlattığı birçok şeyi yorumlayacak kültürel bilginin kaybolduğunu
hissediyorsunuz yorumlardan.
Onlar Side`ye gelen Giritliler. Antalya kurulana dek Pamfilya`nın tek liman
kenti. Side, Anadolu dilinde `nar` anlamı gelmekte. Nar ne eski bir kültür
sembolüdür. 1896`da Girit`ten getirilen göçmenler tarafından Selimiye adında bir
köy kuruluyor. Belgeselin tanıkları burada ortaya çıkar. İkinci, üçüncü nesil
yetişmiştir. Girit`ten Anadolu`ya geliş.. tek kelime Türkçe bilmeden bir antik
kent içinde yerleşmek...
Kültürleri ve hayatta kalma azimlerinden başka bir şeyleri yoktur. Maniler,
otlar, peksimetler giderek yok olur, geriye hala eski Giritçeyi konuşan 24 kişi
kalır... Çalıyorlar, Rumca şarkılar söylüyorlar, hüzünlü ve geride kalmış bir
memlekete dair. Yaşlı bir nine anlatıyor zarif el hareketleriyle `her şey masal
oldu gitti` diyor uzun hava tadındaki sesiyle. `19 yaşında babam Girit`ten
askere alınmış, döndüğünde 45 yaşındaymış.` diyor anlatan. Ne hayatlar yaşanmış
bu topraklarda. Girit`te kalan varlıklarının ancak yüzde 25`ini alabilen
göçmenler yokluk çekiyorlar. Ot ve zeytinyağı kültürünü hediye ediyoruz Anadolu
topraklarına onca yokluk içinde.
Zaman, 2006-02-28
Nevval Sevindi
Kalimerhaba Side belgeseli
Savaş Güvezne’nin 1896’da Girit’ten Anadolu’ya göçenleri ve sonrasında yetişen
ikinci, üçüncü nesli konu aldığı belgeseli ‘Kalimerhaba Side’yi seyrederken
gayri resmî tarihin ne kadar geç keşfedildiğini düşünüyorum bir kez daha.
Ailemin Girit’ten gelen kolu değil sadece, beni Girit’e çeken, yok olan insan
öyküleri ve acılar esas derdim. Hanya’nın zengin Müslümanları ve mübadele öncesi
40.000 olan nüfusun 1920’de 19.000’e düşmesinin ardında yapılan mezalim var,
korku var. Çünkü Giritli Rumlar 1895’ten itibaren milliyetçi çeteler kurarak
ayaklanıyor. Rum milliyetçiliği Müslümanları taciz ediyor. Müslümanlar
Kandiye’de toplanmaya başlıyorlar. 1896’da Sidia’da bütün Müslümanları
katlediyorlar. 1896-97 göçleri Girit’ten Kuzey Afrika’ya, İzmir’e ve Libya Şahat
Kirenaika oluyor. Orada Bedevilerle kültür uyuşmazlığı yaşayınca Anadolu’ya
geliyorlar. 1906’da katliam ve baskı artınca yeni bir göç dalgası doğuyor.
Avrupalı gibi giyinen, Rumca konuşan bu insanları Anadolu köylerinde de pek
kabul etmiyorlar. 2. göç dalgasında Suriye’nin Şam kentinde kurulan El Muhacirin
Mahallesi hâlâ mevcut. 1922’de 48.000 mülteci Girit’ten kopuyor. İlk mübadele
gemisinin kaptanı Mustafa Deli Ahmedakis. Girit’ten Türkiye’ye gelen 22.800
civarı. Aynı yıl 32.000 Rum da Anadolu’dan Girit’e göç ediyor. Sadece Türklerin
yaptığı bazı işler vardır ki, lüks lambası teknisyenliği ya da gemi kılavuzluğu
gibi, Yunanistan, Bakanlar Kurulu kararı çıkararak bazı Türkleri Girit’te
tutuyor. Girit macerasının son temsilcilerini anlatan belgesel çok etkileyici.
Onların anlattığı birçok şeyi yorumlayacak kültürel bilginin kaybolduğunu
hissediyorsunuz yorumlardan. Onlar Side’ye gelen Giritliler.
Antalya kurulana dek Pamfilya’nın tek liman kenti. Side, Anadolu dilinde ‘nar’
anlamı gelmekte. Nar ne eski bir kültür sembolüdür. 1896’da Girit’ten getirilen
göçmenler tarafından Selimiye adında bir köy kuruluyor. Belgeselin tanıkları
burada ortaya çıkar. İkinci, üçüncü nesil yetişmiştir. Girit’ten Anadolu’ya
geliş.. tek kelime Türkçe bilmeden bir antik kent içinde yerleşmek... Kültürleri
ve hayatta kalma azimlerinden başka bir şeyleri yoktur. Maniler, otlar,
peksimetler giderek yok olur, geriye hâlâ eski Giritçeyi konuşan 24 kişi
kalır... Çalıyorlar, Rumca şarkılar söylüyorlar, hüzünlü ve geride kalmış bir
memlekete dair. Yaşlı bir nine anlatıyor zarif el hareketleriyle “her şey masal
oldu gitti” diyor uzun hava tadındaki sesiyle. ‘19 yaşında babam Girit’ten
askere alınmış, döndüğünde 45 yaşındaymış.’ diyor anlatan. Ne hayatlar yaşanmış
bu topraklarda. Girit’te kalan varlıklarının ancak yüzde 25’ini alabilen
göçmenler yokluk çekiyorlar. Ot ve zeytinyağı kültürünü hediye ediyoruz
Anadolu'ya.
Kalimerhaba Side
Tarih- Cum Nis 27, 2007
davutlar.net/forum