Yapım Tarihi - 1993
Süre - 00:29:00
Format - Kurmaca, Siyah Beyaz, Türkçe
Yönetmen - Özer Kızıltan
Senaryo Yazarı - Özer Kızıltan
Görüntü Yönetmeni - Zekeriya Kurtuluş
Kurgu - Asiye Korkmaz
Oyuncular
Kaya Tanyeri
Nurettin Şen
Edip Saner
Savaş Akova
Yeşilçam’ın en parlak olduğu dönemlerde sinemalara film afişleri çizen yaşlı bir
ustayla, ona çıraklık yapan, bir yandan akademide resim okuyan genç bir
öğrencinin hikayesini anlatılır. Gel gelelim yaşlı ustanın öğütlerine pek kulak
asmayan çırak, bir süre sonra ustasının bir sırrını öğrenir. Bu sır ustasının
yıllardır çizmeye çalıştığı Türkan Şoray portreleridir. Onlarca Türkan Şoray
portresi çizen usta bütün portrelerde gözleri boş bırakır. Çünkü onu nasıl
çizmesi gerektiğini yıllardır bilememiştir. Ustası uyurken, Türkan Şoray’ın
portresindeki gözleri çizmeye çalışan öğrenci ustasından eline bir şaplak yer.
Çünkü o gözleri çizebilmek, doğru anlamı bulabilmek için yıllarını vermiş bir
usta ancak o gözlerdeki anlamı bilebilir.
7. Adana Altın Koza Film Festivali, 2. Öğrenci Filmleri Yarışması, En İyi Film Ödülü. 1993
7. Adana Altın Koza Film Festivali, 2. Öğrenci Filmleri Yarışması, En İyi Senaryo Ödülü. 1993
7. Adana Altın Koza Film Festivali, 2. Öğrenci Filmleri Yarışması, (Zekeriya Kurtuluş) En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü. 1993
Kaynak
Internet Movie Database
TÜRKAN ŞORAY OLMAK…
Türkiye sinemasında gerçekten “Sultan” mertebesine ulaş ve sultan muamelesi
gören tek kadın oyuncu Türkan Şoray’dır. Hem izleyiciler nezdinde, hem
yönetmenler, oyuncular, yapımcılar nezninde bunun böyle olmasının birçok
nedenini sıralayabiliriz.
Ancak, belki de bundan daha önemli olan şey Türkan Şoray’ın bakışlarındaki
ifadelerin nasıl böyle çok okunur olabildiğidir. Türkan Şoray’ı Türkan Şoray
yapanda gözlerindeki çok okunurluluktur. Gözlerden yola çıkarak nasıl böyle
“akademik” bir kavramla “okunurluluk, mokunurluluk, diyebiliyorsunuz,” gibi
homurdanmaları duyuyorum şimdiden. Önemli değil! Birkaç tane Türkan Şoray
filmini peş peşe izleme şansı elde edebilen herkesin üç aşağı beş yukarı benim
gibi düşüneceğini tahmin ediyorum.
Çünkü Türkan Şoray, Türkiye sinemasının gelmiş geçmiş en başarılı kadın
oyuncuları sıralamasında gerçekten başı çeker. 1980’li yıllarda böyle iddialı
cümleler kurulamazdı. Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, az da olsa Filiz Akın
filmlerde oynamaya devam ediyordu. Aradan geçen zaman diliminde Türkan Şoray hem
oyunculuğunun altın çağını yaşadı, hem de ona rakip olabileceği düşünülen
yeniyetmelere örnek olmaya, örnek gösterilmeye devam etti. Birbirinden farklı
kültürel, ekonomik, sosyal yapıdaki kadın karakterleri canlandırırken
yorumladığı karakterlerin hemen hepsinin hakkını verdi. Sinemadaki değişime her
daim ayak uydurmasını bildi. Bunu yaparken de yer aldığı projelerde hep belli
bir kalitenin üstünde olmasına dikkat etti.
Belki bu yeniyetme kadın oyuncular Türkan Şoray’ın gözlerinden dünyaya bakmayı
başarabilseydi o zaman hem oyunculuk anlamında hem de hayata bakış açısıyla bir
nebze olsun ona yaklaşabilir. Tıpkı John Malkovic Olmak (1999) filmindeki gibi.
Bir yolunu bulup Türkan Şoray’ın gözlerinden dünyaya bakmanın sadece bir
oyuncuya değil, benim gibi yazarlara dahi faydası olacağını düşünüyorum. Böyle
bir fantaziyi dile getirmek alay konusu olabilir mi? Evet, bazı edepsizler alay
edebilir! Ancak, bizim asıl edepsizliğimiz, bunu ancak John Malkovic Olmak
filmini gördükten sonra düşünmemiz değil midir?
Ama yine de Atıf Yılmaz’ın yönettiği, Hayallerim, Aşkım ve Sen (1987) filmini
anmadan geçmek Türkan Şoray üzerine kurulan fantazileri görmezden gelmek olur.
Açıkçası şu yaşadığımız hayat, geçmiş yıllardaki ve hala içinde bulunduğumuz
sinema sektörü çok az oyuncuya bir filmde kendi oluşturduğu efsaneyi yıkma
şansını vermiştir. Türkan Şoray, hem de bir zamanlar efsaneyi oluşturduğu usta
yönetmenlerden biriyle birlikte bunu yapmıştır. Belki de bu yüzden Türkan Şoray
bu ülkede yaşayan her kuşaktan insanlar için başka başka şeyler ifade eder.
2000’li yılların kuşağı için televizyonda dizilerde oynayan bir kadın oyuncudur.
1990’lı yılların kuşağı için Yeşilçam biterken ayakta kalan oyuncudur. 1980
kuşağı için, Türkan Şoray’ın gözleri Yeşilçam’ın son yangıdır!
Ki Özer Kızıltan’ın henüz Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümünde
öğrenciyken çektiği kısa filmin adı da budur: Gözlerin Yeşilçam’ın Son Yangını.
Bu kısa filmde, Yeşilçam’ın en parlak olduğu dönemlerde sinemalara film afişleri
çizen yaşlı bir ustayla, ona çıraklık yapan, bir yandan akademide resim okuyan
genç bir öğrencinin hikayesini anlatılır. Gel gelelim yaşlı ustanın öğütlerine
pek kulak asmayan çırak, bir süre sonra ustasının bir sırrını öğrenir. Bu sır
ustasının yıllardır çizmeye çalıştığı Türkan Şoray portreleridir. Onlarca Türkan
Şoray portresi çizen usta bütün portrelerde gözleri boş bırakır. Çünkü onu nasıl
çizmesi gerektiğini yıllardır bilememiştir. Ustası uyurken, Türkan Şoray’ın
portresindeki gözleri çizmeye çalışan öğrenci ustasından eline bir şaplak yer.
Çünkü o gözleri çizebilmek, doğru anlamı bulabilmek için yıllarını vermiş bir
usta ancak o gözlerdeki anlamı bilebilir. Özer Kızıltan’ın kısa filmi Türkan
Şoray’ın izleyicileri üzerinde nasıl bir etki bıraktığının en güzel tarifidir.
O gözleri çizebilmek için belki de Türkan Şoray’ın gözlerinden ona bakmak
gerekir…