Büyükada'da Sürgün




Yapım Tarihi - 2000
Süre - 01:12:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, 35mm

Yönetmen - Turan Yavuz
Yapımcı - Ayda Yavuz
Senaryo Yazarı - Turan Yavuz, Ergün Hiçyılmaz
Sponsorlar - Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ve İMKB
Görüntü Yönetmeni - Colin Mouiner
Müzik - Fahir Atakoğlu
Seslendiren - Vanessa Redgrave (İngiliz Oyuncu)

Oyuncular
Rus aktör Viktor Sergachev - Troçki
Işık Yenersu - Troçki'nin Eşi
Tan Sağtürk - Oğlu
Şahnaz Çakıralp

Sovyet ihtilalcı Leon Troçki`nin İstanbul'daki sürgün yıllarını anlatan "Exile in Büyükada / Büyükada`da Sürgün" belgeseli, uluslararası alanda büyük başarı kazandı. Film, 27 Ekim-2 Kasım arasında düzenlenen Milano Uluslararası Film Festivalinde, belgesel dalında Türkiye`ye birincilik getirdi. Dramatik-belgesel, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile İMKB`nin sponsorluğunda çekildi. Troçki`nin Türkiye`ye gelişi ve yaşadıklarının aktarıldığı belgesel, Türkiye Cumhuriyetinin o dönemine de ayna tutuyor. Belgesel, Troçki`nin 1938 yılında Amerika'daki özel bir üniversiteye sattığı arşivindeki belge, bilgi ve görsel dokümanlarla hazırlandı. İngilizce olarak hazırlanan belgeselde, Troçki`nin Rusça konuştuğu bölümlerde İngilizce altyazı kullanıldı.

Kaynak
Anadolu Ajansı, 3 Kasım 2000, Ankara





Troçki 1930'lu yılların başında sürgün olarak geldiği Büyükada'da tam 4,5 yıl kalmıştı. Gazeteci Turan Yavuz, Troçki'nin hayatının pek de bilinmeyen bu bölümünü belgesel olarak filme çekiyor. İngilizce olarak Haziran başında çekimleri tamamlanacak olan film, sonbaharda uluslararası yarışmalara katılacak. Turan Yavuz, yaşamı dramlarla dolu Troçki'nin Türkiye yılları kadar, Cumhuriyet Türkiye'sini ve Atatürk'ü de yansıtmayı amaçlıyor.

Troçki'nin Türkiye'de yaşadığı yıllar konusunda çok az şey biliyoruz. Böyle bir film yapma projesi nasıl oluştu?
1994 yılında ben Washington'dayken Altan Öymen'le bir televizyon programı yapıyorduk. O sıra Zapatistalar gündemdeydi. Biz de Chiapas'taki dağlara gidelim dedik. Birkaç gün Meksika'da zaman geçirdik, etrafı gezerken Troçki'nin evine de gittik. Öldürüldüğü günkü gibi korunmuş. Ceketleri, ayakkabıları, gömleği her şey duruyor. Troçki'nin Türkiye'de kaldığını biliyordum zaten, o anda bir ilgi doğdu.

Film yalnızca Troçki'nin adadaki 4,5 yılı üzerine mi olacak?
Ben uzun süre yurtdışında kaldığım ve babam da dışişleri mensubu olduğu için hep Türkiye'yi tanıtma faaliyetlerinin içinde oldum. Türkiye'den giden her mal, film olsun, broşür olsun çok dayatmacı. Diyelim bir broşür basıyorlar ‘‘Türk kahvesi mükemmeldir’’ diye. Oysa yabancıya Türk kahvesinin hikayesini anlat, bırak o karar versin. Benim de aklıma bu bağlamda Troçki'nin Türkiye'deki sürgün yılları geldi. Meksika'da bir Troçki Vakfı var, orayla görüştüğümde yetkililer bana Troçki'yle ilgili bütün belgelere sahip olduklarını ancak Türkiye kısmına ait hiçbir şey olmadığını söylediler. Dört yıl kalmış ama ne bir bilgi ne bir fotoğraf. Ben de Troçki'yi ele almaya ama onunla beraber Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarını, Atatürk'ü ele almaya karar verdim.

Proje hangi aşamada?
Ergün Hiçyılmaz'la birlikte yazdığımız senaryo bitti. Nisanın ilk yarısında bütün çekimleri tamamlayacağız. Haziran başında film bitmiş olacak. Bu bir dramatik belgesel. Oyuncular belli değil ama Troçki'yi bir Rus oynayacak. Seslendirmeyi ya Anthony Hopkins ya da John Malkowich yapsın istiyoruz. Amacım filmi İngilizce yapmak. Sonbaharda birkaç uluslararası festivale katılacak. 35 mm olacak, çünkü katılma koşulu bu. Festivallerden sonra 2000 yılında Türkçeleştirilip, burada da gösterime sokmayı planlıyoruz.

Film için gerekli belge ve kaynakları bulmakta sıkıntı çektiniz mi?
Büyükada'ya gittik, bugün bile Troçki'yi tanımış olan çok yaşlı insanlar var. Troçki 1938 yılında bütün belgelerini, herhalde çok parasız kaldığı için, Amerika'ya satmış. Ama bir şart koşmuş- Ölümümden 40 yıl sonra açıklayabilirsiniz diye. 1980'de de süre bitmiş. Gittim gördüm. Türkiye'ye ona gelen bütün mektuplar, onun buradan yazdıkları var. İstanbul valisinin ona yazdığı mektup, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın yazdıkları, telgraflar. Mesela Troçki Aras'a telgraf çekmiş, ‘‘Kızım Moskova'da, buraya gelmesi lazım, izin verir misiniz?’’ diye. Altına da not düşmüş- ‘‘Bana cevap vermeniz masraflı olabilir, telgraf masrafını ben karşılarım’’ diyor. Ertesi gün Aras'dan telgraf geliyor, ‘‘Kızınıza hemen vize verilecektir,’’ diyor. Altında da ‘‘telgraf ücretine hacet yoktur’’ diye bir not. Böyle çok insani bir sürü belge. Bunlar dışında emniyete ve dışişlerine başvurdum. Dosya var ama açıp açmayacaklarının yanıtını henüz almadım. Troçki fotoğraf çektirmeyi de hiç sevmiyormuş. Balık tutarken çekilmiş bir iki fotoğrafı var, o kadar.

Troçki'nin Türkiye'ye kabulü nasıl gerçekleşmiş? Her ne kadar Stalin onu sürgün ettiyse de yine de Troçki bu!
Şimdi o dönem Troçki'yi kimse kabul etmiyor. Çünkü kafasındaki şey sürekli Devrim. Yani Bolşevik Devrimi'ni yalnızca Rusya'da değil, bütün dünyada harekete geçirmek istiyor. Atatürk Cumhuriyete o kadar güveniyor ki, ‘‘Gelsin, istediği kadar da kalsın’’ diyor. Troçki Türkiye'ye ayak basmadan önce gemiden Mustafa Kemal'e bir mektup yazıyor. ‘‘Kendi isteğimle gelmiyorum, sürgüne yollanıyorum, hürmetlerimin kabulünü rica ederim,’’ diyor. Atatürk cevabında ‘‘Biz sizin Sağlık nedenleriyle geldiğinizi sanıyorduk, siyasi olduğunu şimdi öğreniyoruz, buna rağmen burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Bu süre içinde biz sizin güvenliğinizi sağlarız. İstediğiniz faaliyette bulunabilirsiniz’’ diyor. Cumhuriyete bu kadar güveniyor yani.

Bir yandan da komünizm paranoyasının tohumları o zamanlar atılıyor...
Evet ama Atatürk şunu da biliyor. Devrimin işler hale gelebilmesi için bir proletarya lazım. Türkiye'de proletarya yok. Zaten Troçki de Türkiye'den çok Almanya'ya, Fransa'ya, İngiltere'ye gitmek istiyor. Çünkü proletarya oralarda var. Burnu kanamadan da 4.5 yıl kalıyor. Ama bizim emniyet güçleri öyle güçlü bir güvenlik ağı oluşturuyorlar ki, hiçbir şey olmuyor.

4,5 yılın sonunda yine de gitmeye karar vermesinin sebebi ne?
1933 yılında İnönü Moskova'ya gidiyor. Bu ziyaretin sonrasında Rusya, Türkiye'ye 8 milyon dolarlık kredi veriyor. O zaman için çok büyük para. Troçki bundan korkuyor. Stalin bunlara verdi krediyi, ardından benim peşime düşecek diye düşünüyor. Ve vize girişimlerini hızlandırıp Fransa'ya gidiyor. İki yıl sonra oradan kovuluyor. Norveç'e geçiyor, bir yıl sonra oradan kovuluyor. Sonunda Frida Kahlo ve kocası, Meksika'ya çağırıyorlar, oraya gidiyor ve bildiğiniz gibi iki yıl sonra öldürülüyor.

Siz zamanında Troçkist miydiniz?
Hayır ben Troçkist değildim, ama insan odasını, eşyalarını görünce çok etkileniyor. Hayatı dramlarla dolu bir adam. Çocuklarından veremden ölenler var, bir kızı intihar ediyor. Oğlu Stalin ajanları tarafından öldürülüyor. Kendisi sürgün. Biz de bu yaşamın dört buçuk yılını cumhuriyet tarihimizle birlikte özetlemek, biraz Büyükada'yı tanıtmak istedik. Hoş Büyükada'da Troçki'ye ait hiçbir şey muhafaza edilmemiş. Bazen insan Çelik Gülersoy'un üzüntülerini çok iyi anlıyor.

Kaynak
Berran TOZER - Turan Yavuz Röportajı.








Belgesel, Milano Uluslararası Film Festivalinde Birinci oldu.
TRT Belgeselin ilk gösterim hakkını satın aldı.

Troçki 1929 - 1933 yılları arasında İstanbul'da Büyükada'da bir sürgün olarak yaşadı. Türk toplumuyla bir ilişkisi olmadı. Kaldığı İzzet Paşa Yalısı yanınca, fotograflarının da çoğu yok oldu. Daha sonra Fransa, Norveç ve en son olarak Meksika'da sürgün yaşadı. Stalin'in tetikçisi tarafından Meksika'da öldürüldü. Belgesel Troçki'nin sürgün yıllarının büyük bir kısmının geçtiği Türkiye bölümünü konu alır.

Kaynak
Hürriyet Gazetesi / Selcen TANINMIŞ haberi. 25 Kasım 2000







"Exile in Büyükada"

For those who are seeking to rid themselves of the bad taste in their mouth from the portrayal of Trotsky in "Frida", I strongly recommend the 72 minute documentary titled "Exile in Büyükada". Narrated by Vanessa Redgrave, made in Turkey, and based on Isaac Deutscher's "The Prophet Outcast", it combines archival footage with performances by a fine cast of Turkish actors, with one Russian, Victor Sergachev, playing Trotsky with enormous effectiveness.

Radical activists and scholars would know Büyükada as Prinkipo, which was the biggest of Istanbul's islands and got its name from the fact that princes and deposed emperors were often exiled there.

When Stalin exiled Trotsky to Turkey in 1929, this latter-day prince of revolution was afraid that this might be a prelude to his assassination--not only by Stalin's agents but by counter-revolutionary Russians in exile themselves. Istanbul had become the first stop for many expropriated noblemen who were now working as restroom attendants or prostitutes in many cases.

Although it is customary to think of Mexico as Trotsky's chief sanctuary, Mustafa Kemal was as willing as Lazaro Cardenas to protect him and for many of the same reasons. As a radical nationalist, Kemal was anxious to establish Turkey's reputation as a modern secular republic that respected democratic rights, even extending them to one of the world's most controversial figures.

Trotsky's first stop in Istanbul was the Russian consulate, which provided living quarters for him despite the fact that he was no longer welcome in the Soviet Union. Within a month or so he moved to a first-class hotel in nearby Beyoglu, which is one of the most cosmopolitan and affluent neighborhoods in Istanbul. Rare archival footage of Beyoglu's street life and other Istanbul neighborhoods in 1929 would alone make this film worth seeing for those who love Turkish culture--in other words, just about everybody.

Finally Trotsky, his family and his staff move to a manor in Büyükada, where they set about the work of disseminating the ideas of the left opposition. Some of the most gripping scenes involve Trotsky making the case to his co-thinkers that the future of the world rested on the outcome of the events in Germany. It is obvious that the screenwriters either use Trotsky's actual words or a reasonable facsimile. When delivered passionately by Victor Sergachev, they remind us of how much of a presence Trotsky was when he was alive and why Stalin had to eradicate him.

Although I could find very nothing in the way of background on the Turkish principals involved with this film, it does suggest to me that the level of artistic and political sophistication in this country far exceed anything evident in "Frida". They also seem to have some adroitness in financing such projects, since the closing credits list the Stock Exchange of Istanbul as a sponsor!

While "Exile in Büyükada" might not be the sort of thing easily obtainable from Blockbuster, you can order the DVD from various sources online. Just enter the title in google and a number of vendors will pop up. Highly recommended.

columbia.edu







Exile in Buyukada (2002)

Revolutionary theorist Leon Trotsky was one of the leading figures in Russia's 1917 October Revolution, which brought the Bolsheviks to power and spawned the creation of the Soviet Union. However, in time Trotsky and Joseph Stalin became sharply divided on many issues, and after ill health edged Lenin out of power, Stalin forced Trotsky into exile in 1929. Until his death in 1940, Trotsky spent his time in exile searching for a safe place to write and plan new political strategies; one of the first places where he settled was in Buyukada, Istanbul, where he lived from 1929 to 1933. Exile in Buyukada is a documentary which examines this little-known chapter in Trotsky's life; actress and political activist Vanessa Redgrave narrates.

Genre- Documentary
Directed By- Turan Yavuz
Written By- Turan Yavuz
On DVD- Oct 22, 2002
Runtime- 1 hr. 12 min.

rottentomatoes.com