Van Derya- Yükseklerde Derine Dalmak




Yapım Tarihi - 2001
Süre - 00:43:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe, Dv, Digital8
BSB Arşiv No - 662

Yönetmen - Togay Şenalp, Burak Şenbak

Van Gölü denince birçok insanın aklına gelen ilk şey Van Canavarı... Halbuki
Türkiye’nin bu en büyük gölü çok daha farklı yönleriyle hatırlanmayı hak ediyor.
Van Gölü’nde 2001 yılında gerçekleştirilen 118 dalış Boğaziçi Sualtı Araştırma
Merkezi tarafından görüntülendi. Bu dalışlar, İstanbul Üniversitesi Sualtı
Teknolojisi Program Başkanı Yrd. Doç Dr. Murat Egi’nin önderliğinde, 6 farklı
üniversitenin sualtı kulüplerinin üyelerinin katılımıyla yapıldı. Amaç, irtifa
dalışlarında vurgun hastalığının önlenmesi üzerine tasarlanmış bir model ve
tablonun sınanmasıydı. Ekip, bu araştırmaları Van Gölü’nde yaparak Dünya’daki bu
en büyük sodalı su havzasını da aydınlatmaya çalıştı. Bu film, araştırmanın
serüvenini, araştırma sırasında karşılaşılan sürprizleri ve elde edilen
sonuçları sunuyor.


3. Rastgele Uluslararası Balıkçı ve Deniz Belgeselleri Festivali. 2003





Van'da derine dalmak

Dalgıçların, gölün derinliklerinde rastladığı mezar taşında Ermenice yazı var.
Dipte yatan amforaya daha önce doğu ve güneydoğuda rastlanmamıştı.
Vurgun araştırması için Van Gölü'ne dalan ekip Ermenice bir mezar taşı görünce
ortaya 'Van Derya' belgeseli çıktı- Nesli tükenen incikefali, peribacaları,
amfora...

Van Gölü'nde sualtı araştırmaları
yapan bir grup Dalgıç, gölün sığ sularında Tanık oldukları tarihsel ve doğal
mirası, belgesel haline getirdi. 'Van Derya- Yükseklerden Derine Dalmak' adlı
belgeselde, soyu tükenmek üzere olan incikefalinin ilk görüntüleri ve
'yeraltındaki peribacaları' olarak bilinen 'su dikitleri' de var.
İstanbul Üniversitesi Sualtı Teknolojileri Bölümü Program Başkanı Yrd. Doç.
Murat Egi'nin öncülüğünde bir araya gelen Boğaziçi Sualtı Araştırmaları Merkezi
(BSAM) üyesi 25 genç, aslında gölün sırlarını değil, 'Dalış Fizyolojisi ve
Vurgun'u araştırıyordu.
İlk gün su altında bir mezar taşı görülünce araştırma yön değiştirdi. Çarpanak
Adası'nın çevresini tarayan ekip, üzerinde Ermenice harflerin yer aldığı bir
levha buldu. Ekip aynı levhayı adada da görmüştü. Mezar taşı, belki de bölgeden
kaçan bir Ermeni'ye aitti. Belki de bir Ermeni, annesinin mezar taşıyla birlikte
göçüyordu ki, taş denize düşmüştü...
Araştırmalar, açığa doğru kaydırıldı ve 25 metre derinlikte sürdürüldü.
Bilindiği kadarıyla suyun içerdiği 'bazik' oranı, 'İnci qkefali' ve gözle
görünmeyen mikroorganizmalar dışında başka bir canlının yaşamasına olanak
tanımıyordu. İncikefali, Avrupa Hayvanları Koruma Birliği'nce nesli tükenmekte
olan bir balık olarak 'kırmızı listeye' alınmıştı.
Egi'ye göre, doğal ortamında hiç görüntülenmeyen incikefali ile karşılaşmak, bir
mucize sayılırdı. Egi, "Avlanma kurallarına dikkat edildiği için hem sayıları
artıyor hem de boyları uzuyor. Eskiden 13 santim olan boyları, 17 santimi
bulmuş" dedi.

Sualtında 2 bin 915 dakika
Ekip, 'vurgunu' sınamak için daldığı derinliklerde 118 dalış yaparken, 2 bin 915
dakika sualtında kaldı. Göl derinliklerine inildikçe, Tanık olunan mucizeler de
artıyordu. İlk olarak bir 'amfora'yla karşılaştılar. Ekipteki şaşkınlık,
İstanbul'da da sürmüştü.
Amforayı inceleyen uzmanlar, "Bu bir ilk" demişti. Çünkü, eski çağlarda tahıl,
şarap ve zeytinyağı taşınmasında kullanan küplere, daha önce Doğu ve
Güneydoğu'da rastlanmamıştı. Akdeniz ve Orta Anadolu'da rastlanan amforaların,
ticari ilişkiler sonucu bölgeye taşındığı tahmin ediliyordu. Ancak Urartulara
ait olmadığı ortadaydı.

Canavar değil dinozor
'Vurgun' olasılığı giderek azalırken, bu kez de 'su dikitleri'yle karşılaştılar.
Egi, 'mikrobiyalit' adı verilen su dikitlerinin, 'sualtındaki peribacaları'
olarak da bilindiğini anımsatıyor. Ender rastlanan sualtındaki peribacalarının,
gölün kimi bölgelerinde 40 metreye kadar ulaştığını belirten Doç. Egi, "Bu
uzunluktaki dikitler, yalnız Van Gölü'nde bulunuyor. Biz iki-üç metre
uzunluğundaki dikitleri görüntüleyebildik" dedi. Egi, su dikitlerinin Çağlar
boyunca oluştuğunu söyledi ve ekledi-
"Van Gölü, belki 'canavar' doğurmadı. Ama 'dinozor' gibi yaşlı olduğu açık.
Artık görev, bilim adamlarının."
İstanbul'a dönen ekip, Tanık oldukları ihtişamı belgesel haline getirmek için
kolları sıvadı. Bu, Van'ın derinliklerini işleyen ilk belgesel olacaktı.

'Vurgun yemedik'
Projenin eğitmen dalıcısı ve yönetmeni Togay Şenalp, "Hiçbirimiz vurgun yemedik.
Dikkatli davranıldığında, yenmeyeceğini de gösterdik. Ayrıca, Van Gölü'nün
derinliklerini bilim adamlarına açtık" dedi. Ekibin attığı her kulaç, Van
Gölü'nün bilinmeyen yüzünü aydınlığa kavuşturmuştu. Ve baştan sona, 'el emeği
göz nuru' bir belgesele imza atmışlardı. Belgeselin müziklerini de Şenalp
hazırladı.
Evliya Çelebi, bundan asırlar önce Van Gölü'ne 'Van Derya' demişti. 'Göl' demek,
hem Çelebi'ye hem de kendilerine haksızlık olacaktı.
Bu, 'Van Derya'da 'Yükseklerden Derine Dalmak'tı. Ve Işıklar söndü...


radikal.com.tr
17/06/2002
İSMAİL SAYMAZ (Arşivi)





VAN Derya - Yükseklerde Derine Dalmak

45 Dakikalık video CD. 2001 yılında başlayan multidisipliner bir çalışma
kapsamında çekilen “Van Derya- Yükseklerde Derine Dalmak” isimli belgeselin
konusu 2001 yılında Van Gölü’nde yapılan bir araştırma gezisinden oluşuyor. Van
Gölü’nde çekilen ilk sualtı belgeseli olma özelliğini taşıyan “Van Derya-
Yükseklerde Derine Dalmak” belgeselinin hedefi Van Gölü’nün barındırdığı
zenginliklere ışık tutmak. 25 saatlik ham görüntüden oluşturulan belgesel, bir
yıllık çalışma sonucunda tamamlandı. Yönetmenliğini Togay Şenalp ve Burak
Şenbak'ın gerçekleştirdiği belgeselin sualtı ve su üstü çekimlerini projenin
koordinatörü olan S. Murat Egi'nin de bulunduğu üç kişilik bu ekip
gerçekleştirdi. Çekimler Van, İstanbul, Çanakkale, Fethiye, Kaçkar ve Bodrum'da
gerçekleştirildi. Filmde kullanılan müzikler ise bu film için Togay Şenalp
tarafından bestelendi.

burc.com