Yapım Tarihi - 2014
Süresi - 01:00:00
Format - Uzun Belgesel, Renkli, Türkçe
Yönetmen - P.Ulaş Dutlu, Özge Özgüner
Yapımcılar - P.Ulaş Dutlu, Özge Özgüner, İlksen Gürsoy
Görüntü Yönetmeni - Özge Özgüner
Kurgu - Tülay Kocatürk
Belgesel film “Voltrans”ta, trans erkeklerin LGBTİ hareketi içinde dahi adının
duyulmadığı, bilinmediği yıllarda birbirini bulan, sıkıştırıldıkları ikili
cinsiyet normları içinde kendilerine bir yol açmaya çalışan, birlikte güçlenmek
üzere yola koyulan trans bireylerin mücadelelerine tanık oluyoruz. Türkiye’nin
ilk trans erkek örgütlenmesi olan Voltrans’ta bir araya gelen trans aktivistler,
transfobik ve heteroseksist bir toplumun içinde trans erkekliği, toplumsal
cinsiyet rollerinin etkisini, erkeklik ve “trans erkeklik” kalıplarına karşı
verdikleri mücadeleyi, her biri kendi öznellikleriyle ve samimi bir dille
anlatıyor.
Belgeselin amacı, aynı zamanda, iktidarın sistematik bir şiddetle sabitlemeye
çalıştığı ayrımcı cinsiyet politikalarına karşı pratik ve görünür bir karşı
duruş sergilemek.
“Voltrans içinde örgütlenen trans erkeklerin kendi tarihlerini belgelemek
istemeleri üzerine 2012 yılında ortaya çıkan belgesel projesi, 2013 yazında Ali
(Aligül)’nin hastaneye kaldırılmasıyla beraber hızlanarak, Voltrans’ın önemli
dönüm noktaları seçilerek kurgulandı. 90 dakikalık halini Ali (Aligül)’ye
hastanede izlettiğimiz gün bize dönüp ‘son halini izlemeyeceğim, sürpriz olsun’
demişti. Bu halini göremese de Ali, biz biliyoruz ki o hep bizimle…”
3. Pembe Hayat Kuirfest, Kuir Belgesel Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2014
13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, Gökkuşağı Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2014
4. Gençlik Filmleri Festivali, Gösterim Seçkisi. 2014
4. Nar Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2014
7. Ege Belgesel Film Günleri, Gösterim Seçkisi. 2014
17. 1001 Belgesel Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2014
Hacettepe Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Belgesel Haftası, Gösterim Seçkisi.
2015
Voltrans
“Cinsel organlarımız devletin malı olduğu için, buna göre bize kimlik verdikleri
ve bütün hayatımız ve sosyalleşmemiz bir şekilde cinsiyetin üzerinden var olduğu
için, sen de kendini bu sistemin içinde buluyorsun.” Rüzgar (Filmden)
Hem belgesel hem de bir sözlü tarih çalışması olan Voltrans'ta trans erkekler
kendi hikâyelerini anlatıyorlar.
Bir trans erkek dayanışması olarak kurulan Voltrans, LGBT hareketi içinde özel
bir yere sahip. Bunun sebebi kendilerini trans erkek olarak tanımlayan
bireylerin diğer LGBT bireylere göre daha az görünürlüğe sahip olmaları kadar,
doğasında ataerkil düzenle mücadele barındıran bir harekette “ben erkeğim”
demenin kafa karıştırıcı olması. Ama arada kafaların karışması iyidir. Bir
belgesel kadar bir sözlü tarih çalışması da olan Voltrans, bu kafa
karışıklığının içinden yeni alanlar açıyor. Aligül’ün, Sinan’ın, Kanno’nun ve
diğerlerinin kimliklerini bulma, edinme ve yaratma hikâyeleri sadece LGBT
bireyleri değil, toplumsal cinsiyet, cinsellik ve cinsel kimlik konusunda kafa
açmak isteyen herkesi ilgilendiriyor.
Kaynak
!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali
Voltrans- Trans Erkekler ve Feminizm Bir Arada
Türkiye’nin ilk trans erkek inisiyatifi Voltrans’ın artık bir belgeseli var. İlk
gösterimi Ankara’da 3. KuirFest’te yapılan filmi hazırlayan P. Ulaş Dutlu ve
Özge Özgüner, Voltrans’la çıktıkları yolculuğu kaosGL.org’a anlattı.
Voltrans belgeselini ben bir “kendine dönme” hikâyesi olarak izledim. Filmi
hazırlarken hem Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi, hem de Ulaş ve Özge olarak
nasıl bir dönüşümden geçtiniz? Voltrans sizde nasıl bir iz bıraktı?
Ulaş- Ben Voltrans’ı Eskişehir’deyken biliyordum ama tam olarak ne olduğunu,
nasıl bir inisiyatif olduğunu bilmiyordum. İstanbul’a geldikten sonra daha çok
içinde oldum. Bunda Ali'nin ve İlksen’in çok etkisi olmuştur. Belgeseli
hazırlarken de ilk röportajlarda ağzım açık dinledim. Çok keyifliydi. Çok şey
öğrendim kendi adıma. Bir süre sonra da ezbere Bilir olduk. Aynı hikâyeyi bir
sürü insana sormak herkesin kendi bakış açısıyla dinlemek çok değişikti. Benim
kafam en çok trans feminizm meselesinde açıldı. Bunda da Ali’nin çok katkısı
var.
Özge- Ben, 2007 yılında “kimlik” konulu bir foto-röportaj atölyesine katıldım.
Trans kimlikler üzerine çalışmak istedim. Tanıdığım bir trans yoktu o zamanlar,
benim de aklıma “trans” diyince trans kadınlar geliyordu. Transları daha
yakından tanımak istememle birlikte aslında hayatım değişti. İnsan Hakları
Derneği’nden bir arkadaşım beni Esmeray’la tanıştırdı. Esmeray sayesinde de
Amargi’yle tanıştım. Kendimi yeni yeni feminist olarak tanımlamaya başlamıştım
ki Ali Amargi’de trans erkek olarak açıldı. Ardından Voltrans geldi. Kısaca
şöyle diyebilirim, Voltrans’ın varlığının, benim kendi cinsiyetimi ve cinsel
yönelimimi sorgulamamda, açılmamda etkisi büyük.
2012 Şubat’tı sanırım, Ulaş “filmi birlikte çekelim mi?” diye sorduğunda, ağzım
kulaklarımda hiç düşünmeden kabul ettim. Çekim sürecinde de, Voltrans’ın geçtiği
aşamaları öğrenmek, trans erkeklerle ve transgender bireylerle daha yakın olmak,
birlikte yol almak, sorunları konuşmak ve transfobiyi içine sıkıştırıldığımız
kalıplardan -bir nebze dahi olsa- çıkıp rahat nefes alabilmenin dayanışma
sayesinde varolduğunu görmek, göstermek çok heyecan verici. Ben de Voltrans’ın
içinde hissettim kendimi. O rengârenk yelpazenin neresinde olduğumuz değil, bir
yerlerinde olduğumuzu bilmek mutlu ediyor, dönüşümse hiç bitmez diye
düşünüyorum.
Voltrans’ta birbirine trans olmanın ya da olmamanın kurallarını dayatmayan,
kişilerin kendi alanlarına ve bedenlerine saygı Duyan ve bunu anlamaya çalışan
bir anlatım var. Sizce trans erkeklerin görünürlüğünün artması, LGBTİ (lezbiyen,
gey, biseksüel, trans, interseks) hareketinin geneli için ne gibi kazanımlar
sağlıyor?
Ulaş- Trans erkeklerin görünürlüğünün artması başta trans hareket olmak üzere
LGBTİ hareketinde önemli bir yerde duruyor. Trans denilince aklımıza artık
sadece trans kadınlar gelmiyor. Trans politikası, trans erkeklerin trans
kadınların daha üst başlıkta trans gender’ların bir arada olduğu ve farklı
hikâyelere yer verildiğinde bunlara saygı duyulduğunda gelişecek ve güç
kazanacak.
Özge- Bence hem trans hareket içinde, hem de LGBTİ hareket içinde, zaman zaman
insanların kafasında varolan “lezbiyen şöyle olur”, “trans erkek böyle olur”
gibi standart kalıpların kırılmaya başladığını görüyoruz. Umarım bunda
belgeselin de önemli katkısı olur. Bunun yanında, KuirFest’te filmi izleyen bazı
arkadaşların, kadınlık ve erkekliğin sabitliğini sorgulamaya başlaması, beni
çokça umutlandırdı. Bunda Voltrans’ın feminist tandanslı olmasının çok büyük
payı var bence.
Filmde Voltrans’ın kurucularından, Eylül ayında kaybettiğimiz Aligül’e geniş bir
yer veriliyor. Voltrans için Aligül’ün kendisi ve feminist hareketin içinden
geliyor olması ne gibi anlamlara geliyor?
Ulaş- Ali’nin varlığı hem LGBTİ, hem de feminist hareket için çok önemli bir
yerde duruyor. Erkeklik sorgulaması, beden algısı, transfeminizm bakış açısı ve
sayamayacağım birçok yönüyle Ali çok daha İleri bir yerde duruyordu.
İntersekslerin görünürlüğü ve mücadelesi için de çok şey yaptı. Çok destek attı.
En özet haliyle cinsiyetlerin ve cinsel yönelimlerin akışkan olduğunu,
değişebilirliğini, birçok farklı trans hikâye olabileceğini, bu hikâyelerin
meşruluğunu anlatması, bunu savunması kendisini hiçbir tanıma ait hissetmeyen
birçok insanı da kapsadı, çok net tanımları olan insanları da. Yeni fikirlere
her zaman açıktı ve bu onunla politika yapmayı kolaylaştırıyordu.
Özge- Ali’nin kendi deneyimlerini tüm açıklığıyla ifade ediyor oluşunu, kafa
karışıklıklarını dahi konuşulabilir bir zemine çekmesini, politik olarak
ilişkileri de güçlendiren özel bir tutum olarak görüyorum ben. Ali’nin bu
açıklığı, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tartışmalarında hep kafa açıcı oldu
bu zamana kadar. O yüzden Ali’nin açtığı tartışmalara özellikle yer vermek
istedik. Bir de Ali, trans erkek olarak açıldıktan sonra feminist hareketle
bağını kesmedi, zorunlu olarak geçtiği kadınlık deneyiminin nasıl bir şey
olduğunu her fırsatta dillendirdi, cinsiyet kimliklerinin yıkılabilir yeniden
kurulabilir olduğunu özel-kamusal her alanda yaşayarak performe etti. Hastanede
son ana kadar verdiği mücadele ve filmin kurgu sürecinin bu mücadele ve
dayanışmayla eşzamanlı ilerlemesi, hem duygusal hem politik olarak süreci
etkiledi. Ne söylesek az kalır yani.
Voltrans belgeselinin bundan sonraki yolculuğu nasıl olacak? Üniversite
gösterimleri, DVD’sinin çıkması ya da vizyona girmesi gibi planlarınız var mı,
anlatır mısınız?
Ulaş- Şu anda gösterimi belli olan !f İstanbul ve Baki Koşar Haftası var.
Özge- İlk gösteriminin KuirFest’te olması çok anlamlıydı bizim için. İstanbul ve
İzmir’den sonra, Londra’da ve İstanbul’da üniversite gösterimleri olacak.
Yurtdışındaki queer ve LGBTİ film festivallerine göndereceğiz. Bakalım,
sonrasını hep beraber göreceğiz.
kaosgl.com
Perşembe, 30 Ocak 2014
Haber- Ömer Akpınar
Voltrans- Özge Özgüner röportajı
İlhamını Ünlü çizgi dizi ‘Voltran’dan alan ve “Birleşelim ve görünür olalım.”
fikriyle hayata geçirilen Türkiye’nin ilk transerkek inisiyatifi ‘Voltrans’ P.
Ulaş Dutlu ve Özge Özgüner’in yönetmenliğini yaptığı bir belgesele konu oldu.
Seçil Epik bu ay !f İstanbul’un Gökkuşağı programında gösterilen belgeselin
ortaya çıkış hikâyesini Özge Özgüner’den dinledi.
Voltrans, Voltrans, Voltrans- Birleşme başlıyor!
Voltrans ekibi, bloglarında kendilerini şöyle tanımlıyorlar- “Voltrans grubu,
biyolojik olarak kadın olan ama kendini kadın olarak tanımlamayan, dönüşüm
sürecine girmiş/girmemiş, girmeyi düşünen/düşünmeyen, toplumsal cinsiyet kimliği
geçişinde olan veya cinsiyet kimliğini şu anda sadece sorgulayan herkese
açıktır.”
!f kapsamında gösterilen ‘Voltrans’ın en önemli özelliği ise LGBT hareketinin
yakından tanıdığı ve çok sevdiği, Voltrans’ın kurucularından geçtiğimiz yıl
Eylül ayında yaşamını yitiren, LGBT hareketinin yakından tanıdığı aktivist ve
Amargi Dergisi yazarı Aligül’ün (Ali Arıkan’ın) anısını yaşatmaya devam edecek
olması. Belgeselin galası Pembe Hayat KuirFest kapsamında geçtiğimiz ay
Ankara’da gerçekleştirildi. Filmin ardından yönetmenlerin ve belgeselde de yer
alan İlksen ve Berk’in de katılımı ile bir söyleşi gerçekleşti, gelen tepkiler
de yönetmenler için heyecan ve mutluluk verici oldu. Sırada filmin !f İstanbul
kapsamında İstanbullu izleyicilerle buluşması var. Belgeselin yönetmenlerinden
Özge Özgüner, serbest çalışan, belgesel fotoğraf eğitimi almış bir grafik
tasarımcı. ‘Filmin diğer yönetmeni P. Ulaş Dutlu ise film setlerinde boom
operatörlüğü yapıyor. ‘Voltrans’ ikilinin ilk belgesel film denemesi.
İnisiyatifle başlayalım. Nasıl kuruldu? Transerkekleri bir araya getirme fikri
nasıl ortaya çıktı?
Transkadınlar var biliyoruz. Transkadınlarla ilgili fotoğraf çalışmaları da
yaptım. Transerkek ise henüz hayatımıza girmemiş bir kavramdı. Sinan’ın (Voltrans
kurucularından) Amerika’dan gelmesi ile biz de bu kavramla tanışmış olduk. O
zamana kadar nasıl olur da böyle bir şey düşünmemiştim diye çok şaşırdım.
Translık deneyimi adeta sadece transkadınlar üzerinden düşünülen bir şey. O
noktada sadece erkekliği değil kadınlığı da sorgulamaya başladık. Acaba kadınlık
da erkeklik gibi bize öğretilen bir şey miydi? Voltransın kurucuları arasında
yer alan Ali ve Kanno’nun Amargi’de (bahsedilen mekân Amargi Dergi’nin ofisi,
www.amargidergi.com) bir köşeye çekilip konuştuğunu görüyorduk. Bu o zamanlar
çok da anlayabildiğimiz bir şey değildi ama birbirine değince anlaşılan
meseleler bunlar. Bu noktada transerkeklik üzerine çalışmak ve bir arada olmak
bizim de hayatımızı değiştiren bir deneyim oldu. Çünkü Voltrans sadece
transerkekleri bir araya getiren bir topluluk değil aynı zamanda cinsiyetlerin
sabit olmadığını da vurgulayan bir inisiyatif.
Bir araya gelme sebebi ve ortak paydası ‘feminizm’ olan insanlar arasında
transerkekliği kabul ettirmek zor muydu? Sonuçta transerkeklik kendini erkek
olarak kabul etmek anlamına geliyor. Amargi Dergisi çevresinde toplanan herkesin
bir kadın hareketi yürüttüğünü düşünürsek bir nevi karşı tarafa geçmişsiniz gibi
bir algı yaşanmadı mı?
Biz Amargi üzerinden tanışıyorduk Ali ile. Sonuçta erkeklikle mücadele eden bir
mecra Amargi ama erkek olmakla erkeklik ayrı şeyler. Biz özellikle bunu
göstermiş olduk. Maskülen kadınlar da var. Fakat maskülen davranıyor olmak o
toplumsal rol olarak bilinen erkekliği üreten bir şey değil aslında. Mesele
erkeklik olunca bunu politik olarak ele aldığımızda kadın hareketiyle de
çarpışan bir şey oluyor. Voltrans bu noktada hiçbir zaman transerkeklere özel
bir grup olmadı aslında, feminist hareketle de iç içe ilerleyen bir süreçten
geçti. Transerkeklerin birçoğu kadınlık deneyiminden de geldiği için ortak payda
bulmak da zor olmadı.
Voltrans’ı belgeselleştirme fikri nasıl doğdu?
Ulaş, Voltrans’ın sözlü tarihini kaydetme fikriyle geldi bana. Voltrans’ın yeri
bende ayrı olduğu için çok heyecanlandım. O heyecanla da çekimlere başladık.
Daha sonra bu fikir bir belgesele dönüştü. Çekimler 2012 Mart’ında başladı.
Fakat üç-dört ay aralar vererek devam ettik. 2012 yazında Onur Yürüyüşü
çekimlerini yaptık ve sonra tekrar ara verdik. Sanırım en hızlı işleyen süreç
geçtiğimiz yazdı. Temmuz’da son çekimleri tamamladık ve Ağustos’ta kurguya
girdik. Özellikle Gezi süresince LGBT görünürlüğünün artması bizi hızlandıran
bir faktör oldu.
İkinizin de ilk işi ‘Voltrans’. Neredeyse hiç olmayan bir bütçeyle, iki kere
düzenlenen dayanışma partisi ve LGBT Blok’un kurgu aşamasındaki maddi desteği
ile çekilen bir filmden bahsediyoruz. Eminiz bir sürü ilginç an da yaşanmıştır
çekimler sırasında. Değerdi diyeceğin ne kaldı aklında?
Her şeyiyle tam bir LGBT ailesi işi oldu, İmece usulü ortaya çıktı. Filmin
çeşitli aşamalarında yardımcı olan isimler de LGBT hareketinin içinden
insanlardı.
Bu kadar amatör ruhla yapılan ama ortaya çıkan iş olarak profesyonelleri
aratmayan ‘Voltrans’ belgeselinin !f İstanbul, Pembe Hayat KuirFest gibi ülkenin
hatırı sayılır festivallerinde gösterilmesi beklediğiniz bir sonuç muydu?
Çekimlere başlarken amacımız transerkeklerle ilgili bir kaynak da sağlamaktı.
Çok büyük hedeflerimiz yoktu. ?u anda da yok aslında, belgesel bizim için
aktivizmin bir parçası. Sözlü tarihin akışıyla birlikte “Neden festivallere de
başvurmayalım?” dedik. Transerkeklik çok yeni, Türkiye’de de yeni bilinir olmaya
başladı ama LGBT hareketine baktığımızda neredeyse herkes biliyor. Bunun
tarihinin kayıt altına alınması çok önemliydi. Transerkeklerin sesleri hiç
duyulmuyor, çoğu zaman lezbiyen olarak algılanıyorlar, zorla evlendirilen, eve
hapsedilen hatta transerkek kavramıyla hiç tanışmamış transerkekler var. Bu
yüzden olabildiğince çok alana ulaşmak istedik.
Aligül vefatından önce hasta yatağında belgeselin 90 dakikalık ilk halini
görmüş, fimde de var. Yorumu ne olmuştu?
“Offf,” demişti, “Yarım saat oldu hâlâ kurulamadı Voltrans...” Kurgu süreci ile
Ali’nin hastalık süreci çakıştı ve sonunda ortaya çıkan iş de daha duygusal
oldu. Ali ailesiyle görüşmüyordu ve kendi deyimiyle orada etrafında başka bir
‘aile’ oluşmuştu. Belgeselin 90 dakikalık halinde feminizm meselesine daha uzun
yer vermiştik. Voltrans çevresinden insanlar konuşuyordu. Fakat Ali’nin de diğer
izlettiğimiz arkadaşların da tepkisi “Bu feminizm meselesini de Voltrans
ekibinden duymak istiyoruz.” oldu. Ali’nin vefatından sonra bir buçuk ay
belgeseli açıp bakamadım. Benim için daha da önemli bir hale geldi fakat bir
türlü açamıyordum. O bir buçuk ayın sonunda “Ali’yle birlikte bu işi yapacağım,”
dedim. “Ali’nin enerjisi ve varlığıyla tamamlayacağım filmi,” diye düşündüm.
‘Voltrans’ inisitiyafi şu an hâlâ aktif mi peki? Varlığını sürdürüyor mu?
Voltrans 2012’nin sonundan beri aktif değil. Kanno gitti, artık Almanya’da
yaşıyor. İlksen Bodrum’da, Berk Ankara’da. Ama şu an başka bir örgütlenme var.
Transerkek buluşmaları iki haftada bir devam ediyor. Voltrans örgütlenmesinde
veya başka gruplarda yer almış insanlar buluşuyor ve birbirine destek oluyor.
Belki belgesel inisiyatifin de tekrar canlanmasını sağlar diye düşünüyoruz.
timeoutistanbul.com
Şubat, 2014
Seçil Epik
13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, Gökkuşağı Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2014
4. Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali, Ankara, Gösterim Seçkisi. 2014
4. Nar Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2014
7. Ege Belgesel Film Günleri, Gösterim Seçkisi. 2014
17. 1001 Belgesel Film Festivali, Gösterim Seçkisi. 2014